eminim aranızda ilgilenenler olmuştur bilgi sahibidirler “hubble”
teleskobu nun faydalı ömrünün uzatilması için gerekli olan yeni
enstrümanların ilavesi için fon ayrılmadı. bu durumda 2007 yılında
hubble fonksiyon icra edemez konuma gelecek. gerçi bilim çevrelerinden
nasa üzerine yoğun bir baskı varsada zaten “space shuttle” geleceği
meçhul olduğundan hiç bir şey söylemek mümkün değil. hubble için yeni
jiroskop ve pillere ihtiyaç var. bugüne kadar bu teleskop için gerek
duyulan bakım çalışmaları uzay mekiği astronotları tarafından
gerçekleştirilmişti.
2002 yılında hubble teleskopun halefi olmak üzere “james webb”
teleskobunun siparişi “trw” (bugün “nortrop grumman”) firmasına
verilmişti. “halef” kelimesini kullanmak tam olarak doğrumudur bilmem.
zira “james webb” in gözlemleyeceği frekans bandı “hubble” çalışma
bandından çok farklı. hubble 0.115-2,5 mikron dalga boylarında
çalışırken james webb in 0,6-28 mikronda çalışması planlanmıştı. geçmiş
zaman kullanıyorum zira bugünlerde çalışma bandını 1,7-28 mikrona
indirme fikri ağırlık kazanıyor. bu şekilde teleskobun ana aynasının
ikinci parlatma safhasından geçirilmesine gerek kalmayacak ve bu şekilde
6 aylık bir süre ve 150 milyon usd tasarruf edilecek. tabii bu durumda
james webb sadece enfraruj bölgesinde gözlem ile sınırlanmış olacak.
aksi halde gözden çıkarılan band bölgesinde sağlıklı gözlem yapabilmenin
bedeli ölçümlerin 50% kadar uzun süre alması olacak. yani iş dönüp
dolaşıyor maliyet meselesine dayanıyor.
teleskopun tasarım safhasında ömür boyu maliyetinin 3,5 milyar dolar
olacağı öngörülmüştü ama daha şimdiden bu 4,5 milyara çıkmış durumda.
2011 yılında uzaya gönderilmesi planlanmışken bununda 2013 e sarkması
tehlikesi var
teleskobun her halükarda ağırlıklı olarak “enfraruj” bandında gözlem
yapacak olmasının anlamı onun aslında hassas bir ısı algılayıcısı
olduğudur. amaçlandığı şekilde kainatın başlangıcına ait verileri elde
etmesi bekleniyorsa enstrümanları 40derece kelvin (-233 santigrat) gibi
düşük sıcaklıklarda çalıştırmak gerekiyor. bunu elde etmek için teleskop
dünyadan 1,5 milyon km uzağa uzayın soğuk derinliklerine fırlatılacak.
ama yinede güneşten gelecek ışınların hassas enstrümanlara ulaşmasını
engellemek için 4-5 yüz metrekarelik özel bir perde açılacak.
james webb için uzayda seçilen yer “2.lagranj” noktası. sanırım pek
çoğunuz bilecektir ama kısaca izah edeyim. güneş ve dünyayı ikili bir
sistem olarak ele alırsak bunlara göre kütlesi çok küçük bir üçüncü
cisim
uzayda hesaplanan 5 noktadan birinde bulunduğu takdirde güneş-dünya
sistemine izafi olarak yeri sabit kalır. bu noktalara 18.yüzyılda bu
konudaki çalışmaları yapan matematikçinin adı verilerek “lagrange”
noktaları adı veriliyor. bunlardan teleskopun civarında yeralacağı “L-2″
noktası güneş-dünya doğrultusunda, güneş-dünya-”L-2″ sıralamasında
dünyadan 1,5 milyon km ötede bulunuyor. bu konum tabidirki bilimsel
gözlemler için ekstra bir avantaj sağlıyor. mesela dünya güneş ile
teleskop arasına girmiş oluyor.
görüldüğü üzere uzaydaki konumuda james webb i hubble dan farklı kılıyor
zira hubble dünyadan 600 km yüksekte bir yörüngede bulunuyor. bununda
çok ciddi bir başka sonucu var. james webb bir “ariane-5″ ile yerine
gönderildikten sonra mükemmel şekilde çalışmak zorunda . hubble için
olduğu gibi
defalarca astronotların bakım için onu ziyaret etmeleri mümkün
olmayacak.
değerli “t-s” üyeleri sizlere bu konuyu açmaktaki maksadım birkaç tane.
bunlardan biri hiç şüphesiz çok önemli bir bilimsel projeye dikkatinizi
çekmek. merak edenler kolayca araştırarak daha fazla bilgi edinebilir.
bu şekilde böyle bir projenin başarılabilmesi için finansman bir tarafa
üstün üretim tekniklerine sahip olmanın önemi yanında milletlerarası
işbirliğininde vazgeçilmezliği gözümüze adeta batacaktır.
fakat asıl amacım türkiyede var olan bir bakış açısına değinmek. dikkat
etmişseniz yazının ilk paragraflarında elektromanyetik spektrum ile
ilgili cümlelerde “enfraruj” kelimesini kullandım. becerikli
alimlerimizin bizlere kazandırdığı “kızılötesi” teriminden önce o
kullanılırdı. direkt fransızcadan alınmışdı. dalga boyu olarak 0,7-1000
mikron arasındaki bandı kapsar. uluslarararası sembolü “ir”. benzer
şekilde bir zamanlar “ultraviyole” denen ama şimdilerde “morötesi”
kullanılan 0,01-0,4 mikron dalga boyu bandı sembolü “uv” dir.
bahsimevzu terimlerin orijinalleri latince bir
öntakı ve bir renkden oluşuyor. “infra-rouge/red” teriminde latince
“infra”
öntakısı “daha geride, daha aşağıda” anlamına gelir. “ultra-violet”
teriminde ise “ultra” latince öntakısı “ötesinde, ilerde” anlamına
gelir.
pekala üniversal nitelik taşıyan bilimsel/teknik terimleri
türkçeleştiren bizim mucitler niçin bu iki latince öntakıyı teke indirip
“ötesi” yaptılar dersiniz. bende bunun cevabı yok ama eminimki bu soruyu
benden çok önce soranlar olmuştur. ne gibi cevaplar verildi ne
mülahazalar ileri sürüldü öğrenmek isterdim doğrusu.
yukarda işaret ettiğim dalga boylarını hatırlarsanız bilge insanların
“ultra” “infra” takılarını kullanırken elektromanyetik dalgaların
frekanslarını gözönüne aldıkları görülecektir. yani optik bantta mor
kızıla göre daha yüksek frekansa sahiptir. aynı perspektiften
bakıldığında karşılıklar morötesi ve kızılgerisi veya kızılberisi
şeklinde olmalıydı.
anlaşılan oki birileri kendilerini spektrumun daracık görünür bölgesine
(0,4-0,7 mikron) konumlandırmış kainata ancak oradan o dar pencereden
bakabilmiş. referansı optik sensörlerinin algılama alanıyla sınırlı
maalesef. bunun dışı “ötesi” oluyor. bir meçhul onun için.
işte sizlerin dikkatine sunmak istediğim tenkit ettiğim bakış bu bakış.
yüksek radyoaktivite ihtiva eden çayı demleyip halkın karşısında içen
zihniyete kadar varıyor buradan başlayan yol.