1990 ların başında hindistan, bangladeş, nijerya, haiti gibi ülkelerde 500 ü aşkın çocuk ölüp gittide bir kaç doktor ve aileleri dışında kimsenin ruhu duymadı. bu çocuklar içine zehirli bir kimyasal karışmış sahte paracetamol şurubu içtikleri için ölmüşlerdi.
onların ölümleri her yıl binlerce can alan sahte ilaç ticaretinin belgeli örneklerinden sadece biri. kurbanlar çoğunlukla sıtma, verem, tifo gibi yaygın hastalıklarla mücedele etmeye çalışan fakir ülkelerden çıkıyor. taklit ilaçların içine ya toksik maddeler karışmış oluyor yada içlerinde hiçbir aktif madde bulunmuyor.
1995 yılında afrikada “niger” de 60,000 kişiye uygulanan menenjit aşısının hiç aktif madde ihtiva etmediği tesbit edildi. 2001 yılında sahte ilaçlardan “çin” de 192,000 kişi hayatını kaybetti. kuzey amerikada da aralarında kanser tedavisinde kullanılan ilaçlarda olmak üzere pek çok sahte ilaçlar tesbit edildi.
bu olayın boyutları britanyada yayımlanan ”lancet” tıp dergisinin (vol 6 s.602) bu ayki sayısında gözler önüne seriliyor. mesela güneydoğu asyada satılan ilaçların neredeyse yarısı taklit. bunların çoğuda aktif maddesi “artemisinin” olan yeni sıtma ilaçları. halbuki bu ilaçların hastalığın dizginlenmesinde hayati rol oynayacağı umudediliyordu. makalede açıklandığına göre “kamboçya” da satılan bu tür ilaçların 70% si taklit. tüm güneydoğu asyada ise bu rakam 53%.
makalenin baş yazarı oxford üniv.den “paul newton” bugünkü durumda devasa yatırımlar yaparak yeni ilaçlar üretmenin hiçbir anlamı kalmadığını zira derhal insanlara zarar veren taklitlerin piyasaya sürüldüğünü yazıyor. dünya sağlık örgütüde (who) içinde bulunduğumuz durumdan ve gelişmelerden son derece endişeli ve bu yılın kasımında almanyada “bonn” şehrinde adı kısaca “impact” yani ”uluslararası tıbbi ürünler sahtekarlığına karşı görevgücü” nü devreye sokacak. bu görevgücü ilaç üreticilerini, denetleme kurumlarını, ilaç dağıtıcılarını, interpol ve gümrükçüleri vs. biraraya getirerek ortak mücadele yapılabilmesini sağlayacak.
uzmanlar bu kirli ticaretin tüm dünyada yasadışı uyuşturuculardan daha fazla insan öldürdüğünü tahmin ediyorlar. açıkçası getiriside pek aşağı kalmıyor. amerikan gıda ve ilaç yönetimi kurumu 2005 yılında bu yasadışı faaliyetlerin parasal hacminin dünya genelinde 3.5 milyar doları geçtiğini açıkladı. fakat gerçekte bu miktarın 10 katı olduğuda iddia ediliyor. diğer yandan ilaç üreticilerinin desteklediği bir dernek bu miktarın 2010 yılında 75 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor.
ilaç üreticileri daha 20 yıl öncesinden alarm vermişken hükümetler, güvenlik teşkilatları ve bedava ilaç dağıtan yardım kuruluşları hiç oralı olmadılar. hatta paul newton a göre bugüne kadar toplam olarak 43 adet makale yayınlanmış ve bunlardan sadece biri bilimsel değer taşıyormuş.
güneydoğu asya ülkelerinden “laos” ta yapılan bir anket sonucuna göre 3 eczacıdan ikisinin ve 5 tüketiciden 4 ünün sahte ilaç olgusunun varlığından bile haberdar olmadığı anlaşılmış. (tabii hemen bizde bu rakamların nekadar olduğu sorusu insanın aklına geliyor)
“impact” işe “sahte-karşıtı teknoloji”, “yasaların birbirleriyle ahenkli hale getirilmesi”, “polisiye tedbirlerin sertleştirilmesi”, “düzenleyici/denetleyici kurumların güçlendirilmesi”, “tüketicinin bilinçlendirilmesi” ana noktalarında yoğunlaşarak başlayacak. ilgililerin ortak fikri en can alıcı noktanın denetleme kurumlarının düzgün işlemesi. tahminlere göre ülkelerin üçte birinde bu yok. böyle kurumların bulunmaması durumunda o ülkelerde etkin bir mücadele yapmanın imkanı yok. fakat diğer taraftanda gelişmekte olan ülkelerde görev yapan kamu görevlilerinin aldıkları düşük ücretler nedeniyle rüşvetin önüne geçilemeyeceği bu yüzdende taklit sektörünün devam edeceği düşünülüyor.
bir başka öneri taklit ilaç ticaretinin yoğunlaştığı bölgelerde bazı kurumlarca sübvansiyon yoluyla ilaçların çok düşük fiyatlarla tüketiciye ulaştırılması ve sahtekarların kendi silahlarıyla vurulması. ama üretici firmalar bunun yararına inanmış görünmüyorlar. gerçek ilacın birim maliyeti taklit ürünlerden yüksek oldukça bu metot sökmez diyorlar ve örnek olarak en çok taklit edilen “paracetamol” “ampicillin” ve “amoxycillin” gibi ilaçların aynı zamanda piyasada en düşük fiyatlara satılan ilaçlar olmasını gösteriyorlar.
“impact” almanyada yeni bir kaç tedbir açıklayacak. bunlardan biri tam detay verilmesede ilaç paketlerine mührü kırılarak açıldığında ortaya çıkacak bir kod numarası yerleştirilmesi olacak. bu numarayı üretici firmadan onaylatabilirseniz ilacın gerçek olduğu ispatlanmış olacak. şimdilik daha fazla detay verilmiyor.
diğer yandan sahte ilaç üreticilerininde kendilerini yenilediklerini ve geliştirdiklerini unutmamak gerekiyor. artık bu sahtekarlar gerekirse küçük miktarlarda gerçek aktif maddeyi üretimlerine katabiliyorlar. bu şekilde bazı testleri aşmayı başarabiliyorlar. ayrıca paketleme tekniklerinde holografik işaretleri bile taklit edebiliyorlar.
uzun lafın kısası biz dönelim kürkçü dükkanına, bütün bunları okuduktan sonra iç rahatlığıyla kardeşim türkiyede böyle bir şey olmaz diyebiliyormuyuz. ben diyemiyorum.
çünkü bu ülkede keyif için gidip bakkaldan marketten rakı alan insanlar zehirlenip öldüler. bu ülkede her türlü fikir ürününün taklidi uluorta satılır. memlekette adamlar rafineri kurup kaçak benzin imal etmeye cesaret edebiliyorlarsa bu kadar yüksek getirili ilaç sektörüne kimsenin el atmamış olduğuna beni biraz zor inandırırsınız.
bence bu konu gözardı edilmemeli ilk iş olarak önemli medya kurumlarımız kolları sıvamalı “streetwise” yani “sokaktaki gerçek hayatı koklayabilen” muhabirlerini seferber etmeli ve bizdeki durumu bir güzel araştırmalı.
bu esaslı bir “scoop” olabileceği gibi insana bol sevap ve hayır duasıda kazandırır.
bu yazıya esas teşkil eden “new scientist” haberi burada