microsoft yırtığı yamadı

iebildiğiniz gibi “microsoft” düzenli olarak her ayın ikinci salı günü bir dizi güvenlik yaması yayınlar. çok acil durumlarda bu uygulamanın dışına çıktığıda vaki olmuştur. nitekim dün böyle bir harekette bulunarak 10 ekimi beklemeden “vml” güvenlik açığını kapatacak bir yama çıkardı.

bununla ilgili her türlü malumata “microsoft” websitesinden ulaşılabiliyor.

bu konuyu “yamalı bohça” başlıklı postada sizlere açıklamıştım. uzmanların açıklamaları “microsoft” un bu kadar hızla müdahale etme sebebini ortaya koyuyor. dün itibarıyla 3,000 kadar websitesi “vml” açığını suistimal eden truva atlarını bulaştırıyordu. bu yaygınlaşma eğilimi daha önceki benzer saldırılara göre çok çok hızlı yükseliyordu. anlaşılan “microsoft” gecikmesi halinde ortaya çıkacak zararlar nedeniyle karşılaşacağı suçlamaları göze alamadı.

diğer yandan araştırmacılar “vml” zararlısının çok sayıda varyantları bulunduğunu tesbit ettiler. bunların bazılarının güvenlik yazılımlarını aşabileceğinden korkuluyor. uzmanlar harıl harıl çalışıyorlar.

microsoft yamayı çıkarır çıkarmaz daha önce bir üçüncü-el yama çıkarmış olan “zert” grubu yamayı websitesinden kaldırdı.

Yayınlandı: on Eylül 27, 2006 at 10:11 am Yorum Yapın

yamalı bohça

patchkendilerine “zert / zeroday emergency response team” adını veren bağımsız mühendislerden oluşan bir grup “internet explorer” için bir güvenlik yaması yayınladı. tabii bu bir “gayriresmi” yama. yani programın üreticisi tarafından yayınlanmayan ve desteklenmeyen bir yama.

bu yama, programda teknik jargonda ifade edildiği şekliyle  “vector markup language” bileşeninde yakınlarda keşfedilen bir güvenlik açığını kapatıyor. bu açık daha öncede pekçok kereler rastlanan biçimde, saldırganın bir sistemi ele geçirebilmesine yol açıyor. şimdiden bu açık rusyada konumlanmış bazı “yetişkin/porno” wabsiteleri tarafından suistimal ediliyor.

teknik olarak bu açık “microsoft vector graphics rendering” (vml) kütüphanesinden (vgx.dll) kaynaklanıyor. “vector markup language” (vml) kullanılan bazı belgelerin içeriği sınırlama hatasına yolaçıyor. bu hatadan yararlanarak bir “buffer overflow” elde etmek mümkün. bunuda “rect” etiketinin içini çok çok uzun bir “fill” metoduyla doldurarak yapıyorlarmış.

“zert”, kullanıcıların program yapımcılarının ürettiği yamaları beklemek zorunda olmadıklarını söylüyor. “zert” 2005 aralık ayında kurulmuş ve ılk olarak o güne kadar sık sık suistimal edilen “windows metafile” açığını kapatan bir yama yayınlamıştı.

secunia” güvenlik portalına göre bu açık “extremely critical” derecesini haiz. yani portalın en üst derece tehlike değerlendirmesini taşıyor.

microsoft ise her zamanki gibi yayımladığı bir bildiriyle bu yamanın uygulanmasının tavsiye edilmediğini açıkladı. söylentilere bakılırsa “microsoft” da kendi yaması üzerinde çalışmakta. bu yamanın 10 ekimde çıkacak olan standart düzenli yama neşriyatı içinde yer alması planlanmış. ancak durum aciliyet kazandığı takdirde yamanın bu tarihten öncede çıkarılabileceği dedikodusu dolaşıyor.

diğer taraftan “symantec” den “oliver friedrichs” verdiği bir beyanatta kullanıcılara önce microsoftun geçici çözümlerini veya üçüncü-el güvenlik koruyucu yazılımlarını uygulamalarını bu ihtimaller çözüm olmayacaksa son şans olarak üçüncü-el yamaları uygulamalarını tavsiye etti.

daha sonra aynı uzman “zert” için, bunlar kendilerine isim yapmak için el çabukluğuna başvuracak bir kurum değil. bu işleri biliyorlar ve herhalde microsofttan sonra bu işi en iyi yapapabilecek olanlar onlar dedi.

truvadiğer yandan “symantec“  bu açığı kullanan bir “casus” programı “trojan.vimalov” olarak adlandırıyor. şu anda bu “casus” un bazı rus “yetişkin” sitelerinden bulaştığını ama bunun başka sitelerede yayılabileceği bildiriliyor.

yama “zert” websitesinden indirilebiliyor. microsoft yaması çıktığında siteden kaldıracaklar.

(bu yazı symantec, secunia, technewsworld, sans, zert malumatlarından derlendi)

Yayınlandı: on Eylül 25, 2006 at 7:04 am Yorum Yapın

“mars” ın yüzü

faceesa” avrupa uzay ajansına ait “mars express” aracı sonunda mars yüzeyindeki meşhur “surat” ın detaylı resimlerini elde etmeyi başardı. daha önce bu resimleri elde etmek için yapılan denemeler türlü teknik ve atmosferik güçlükler nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı. elde edilen resimde bir pixel 13.7 metreye denk geliyor. “surat” ın bulunduğu bölgenin adı “cydonia”.

“surat” ın bulunduğu bölgede oldukça düz bir alanda çıkıntılar göze batıyor. işte bunlardan bir 1976 yılında “nasa” ya ait “viking-1″ uzay aracı tarafında meşhur edilmişti. hatta bir “nasa” basın toplantısında görüntünün bir insan başını andırdığı açıklanmıştı. bu nedenle pek çok hayal mahsulü hikaye üretilmişti. ancak bilimciler bunun ışık oyunlarından kaynaklanan bir optik yanılgı olduğunu açıklamışlardı.marsface  bu araştırmalar hakkında geniş bilgi “esa” websitesinde ve “nasa” websitesinde mevcuttur.

üstte görülen renkli resim “esa” nın, siyah-beyaz olanı ise “nasa” nın 70 li yıllardaki viking aracından elde edilendir.

Yayınlandı: on Eylül 24, 2006 at 10:49 am Yorum Yapın

savaş kokuları

ikeamerikan yönetimi ve pentagon,  “eisenhower”  nükleer uçak gemisi, kruvazör, destroyer ve diğer savaş gemilerinden oluşan bir vurucu grubu basra körfezine gönderiyor. bu bilgi “the nation” dergisinde yayımlandı. tamda “time” da birkaç gün önce çıkmış olan haberle uyumluluk gösteriyor. o habere göre bir kruvazör, bir denizaltı ve 4 adet mayın gemisine 1 ekimde denize açılacak şekilde hazır olmaları bildirilmişti.

“vurucu grup” 21 ekimde iran sahilleri civarında olacak şekilde yola çıkacak. bunu pentagon da onaylamış durumda. gruba adını veren “eisenhower” uçak gemisi birkaç yıldır “norfolk” deniz üssünde yenileniyor ve iki adet nükleer reaktörüne yeni yakıt yükleniyordu. geminin 1 aydan önce yeni görev yerine gitmek üzere üsten ayrılması planlanmamıştı. hatta önümüzdeki bahar aylarına kadar kalacağı bekleniyordu. bu yüzden geminin 10 güne kadar yola çıkacağını öğrenen mürettebat ve aileleri şaşkınlık içinde ve hatta bazıları savaş-karşıtı gruplarla temasa geçip kızgınlıklarını açıklamışlar. amerikan donanması böyle durumlarda personeline “ptdo” “prepare to deploy order” yani göreve hazır ol emri gibi birşey gönderiyor. tüm mürettebat. gemiler ve uçaklar verilen tarihte yola çıkmak için hazır oluyor.

uzmanların açıkladığına göre “ptdo” çok ciddi bir emir ve eğitim görevleri için verilmiyor. yine onlara göre amerika iran nükleer tesislerini bombalamaya karar vermiş durumda görünüyor. amerikanın bunu yapma kaabiliyeti var ama iranında elinde ortadoğuyu ve dünya ekonomisini karmaşaya sürükleyebilecek kozları var.

ben iyi taraftan bakmaya çalışarak belki amerika bu gücü iranı tehdit yoluyla masaya oturtmak için kullanmayı planlıyordur diyorum. umarım öyle olur zira ırak olayını şimdilik çok fazla zarar görmeden atlattık ama bu sefer bu kadar şanslı olamayabiliriz.

 

 

 

Yayınlandı: on at 8:05 am Yorum Yapın

3.5 milyon yaşındaki çocuk

kafatası habeşistanda 3.5 milyon yıl önce yaşamış 3 (yazıyla üç) yaşındaki bir kızın iskeletini buldu bilimciler. ona “dikika çocuğu” adını vermişler. hemen hemen aynı bölgede 1974 yılında yılında gün ışığına çıkartılan “lucy” nin türüyle aynı. bu, telaffuzu biraz zor olmakla beraber bu yazıyı belki konuya vakıf bilimcilerinde okuyabileceği varsayımıyla “australopithecus afarensis” adı verilen bir tür.

bulunan iskeletin 3 yaşındaki bir çocuğa ait olması büyük önem taşıyor çünkü bilimciler bundan yararlanarak ilk insanların büyümeleriyle ilgili önemli malumat elde ediyorlar.

iskeletin ilk izlerine almanyanın “max planck” enstitüsüne bağlı bilimciler taa 2000 yılında rastlamışlar. o gün bu gün çevreyi en ufak kemik kırıntısını bulmak için taramışlar. sonunda o döneme ait buluntular arasında en komple olanını elde etmişler. bir ifadeye göre iskeletin en az 50% si elde. bilim ekibi ölen çocuğun cesedinin sellerin etkisiyle yuvarlanıp kuma gömüldüğünü bu şekilde tabiatın ve diğer yırtıcıların etkisinden kurtulmuş düşünüyorlar.

bilimciler isleletin analizini yapmaya başladılar ama daha işin başındalar. çünkü iskeletin üst kısmı yani kafatası, köprücük ve kürek kemikleri, kaburga ve omurga sert bir kumtaşı içine gömülmüş durumda. bilmiyorum acaba kimse bu durumda nasıl olupta iskeletin 3 yaşında bir çocuğa ait olduğuna karar verildiğibi düşündümü. şöyle, kafatası kısmına bilgisayarlı tomografi yapılmış ve sonucunda dişlerin gelişiminden iskeletin 3 yaşında bir hominid e ait olduğu kararı verilmiş.

bilimciler araştırmalarını sonuçlandırdıklarında çocuğun dış görünüşü hakkındada gerçekçi bilgilere sahip olabilecekler. zira yüzünün adeta bir kalıbı elde bulunuyor. ilk verilerden hareket ederek bilimciler beynin 330 santimetreküp hacimde olduğunu söylüyorlar. buradanda bu canlıdaki beyinsel gelişmenin yaşına göre şempanzelerden daha yavaş olduğunu ve bunun onun insana geçiş yolunda adım atmış olduğunu gösterdiğini düşünüyorlar.

açıkta kalmış olan bacak kemiklerinden onunda “lucy” gibi iki ayak üzerinde yürüdüğünü ama kürek kemiklerinin yapısından iyi bir tırmanıcı olduğunu çıkarmak mümkün. ayrıca “hyoid/dil kemiği” nin bulunması çok ilginç zira bugüne kadar bulunan tek “hyoid” bir “neanderthal” e ait. fakat bu kemiğin maymunlardakine benzemekte oluşu konuşma becerisinin henüz başlamadığını gösteriyo

fossil 

araştırmaları yürüten bilim ekibinin başında bulunan.”zeresenay alemseged” iskeletin içine gömülü olduğu taşlaşmış kütleden tam olarak kurtarıldığında
atalarımızın nasıl büyüdüklerini ve geliştiklerini çok daha iyi öğreneceğiz diyor.

“nature” dergisindeki bir dizi makale burada
 

Yayınlandı: on Eylül 23, 2006 at 12:49 pm Yorum Yapın

beynimdeki hardisk

ltd

evet içime doğuyordu bu günleride göreceğim. on yıllardır okuduğum bilim-kurgu eserlerinin birer birer canlanıp vücut bularak günlük hayatımın bir parçası haline geldiklerini gördükçe.

bugün sizlere belli bir vade içinde insan beyninin hafıza dediğimiz fonksiyonunun bugünkü kişisel bilgisayarlarımızın harddisk ünitesi gibi kullanılır hale geleceğini müjdeleyebilirim.

acaba buna müjde denilebilirmi yoksa lanetmi desem daha doğru olur.
her zamanki gibi gibi  bilimciler bu yöndeki araştırmaların beyin ve sinir sistemi rahatsızlıklarının pek çoğunun tedavisinde işe yarayacağını öne sürüyorlar. bu tür açıklamaların yapılması ve araştırma raporlarında insan sağlığı perspektifinin ön plana çıkarılması hem gelenekleşmiştir hemde kaçınılmazdır. zira araştırmaların çoğu bu amaçla kurulmuş vakıf fonları tarafından desteklenir. yani bu açıdan bakıldığında müjde niteliği taşıyor.

ama öte yandan birilerine hafızalarımızı silme ve kuvvetli ihtimalle yeniden programlama imkanı verecek böyle bir gelişmeye insancıl bakış açısından iyimser yaklaşmam mümkün değil ama yinede beynimin bir köşesinden şeytan dürtüyor aferin çocuklar gidin sonuna kadar diyor. anlayacağınız iki arada bir derede kalma durumları içindeyim.

daha fazla merakta bırakmayayım anlatayım size.

25 ağustos tarihli “science” bilim dergisinde bir amerikan tıp araştırma merkezinde görevli bir grup bilimci burada ve burada yayınladıkları makalelerde eğittikleri sıçanların hafızalarını silebildiklerini ve daha sonra bu sıçanları tekrar eğitebildiklerini açıkladılar.

biliyorsunuz bilim birbirinin üzerine konmuş taşlardan oluşan bir bina gibidir. buluşlar gökten zembille inmiş gibi gerçekleşmez herbiri daha önceki araştırmaların sonucuna dayanır.

nervesbeynin “hippocampus” bölgesindeki nöronların “sinaps” larının güçlenmesinin ve süreklilik kazanmasının “öğrenme” ile ilişkisi zaten biliniyordu. bildiğiniz gibi nöronlar diğer nöronlara yaptıkları sinaps bağlantılarıyla sinyal iletebiliyorlar. bu olayın “protein kinase M zeta” adı verilen bir enzim ile ilişkisi tesbit edildi.

bunu deneysel olarak kanıtlayabilmek için sıçanlara içinde bulundukları ortamın belli bir bölgesine yaklaşmamalarını ögretmek için elektrik şokundan yararlandılar. bu şekilde sıçanlar hangi uzay bölgesinin kendilerine yasak olduğunu hafızalarına yerleştirdiler. daha sonra bu sıçanların beynine yukarda adı geçen enzimi bloke eden ve görev yapmasını engelleyen “zip” adlı peptit enjekte edildi. görüldüki sıçanlar daha önce gitmekten kaçındıkları alanı kullanmaya başladılar. bu araştırmacılara sıçanların hafızalarının silindiğini gösterdi. devamında “zip” maddesinin sıçanların beyninde her hangi bir yıkım ve zararlı etki yaratmadığı aynı sıçanlara tekrar aynı bilgilerin yüklenebildiği görüldü.

evet bu laboratuar şartlarında hayvanlar üzerinde yapılan bir deney. ancak bilimde bazı direnç noktaları vardırki bunların kırılması adeta çorap söküğü gibi gelişmelerin akmasını sağlar. bana kalırsa buda o kırılma noktalarından biri.

yakın gelecekte buna benzer mevzuları gittikçe artan bir sıklıkla tartışacağımıza inanıyorum.

 

Yayınlandı: on Eylül 14, 2006 at 9:17 pm Yorum Yapın

skysails

sail günümüzde alternatif enerji bahsi açıldığında ilk akla gelen rüzgar enerjisi oluyor. özellikle bazı batı avrupa ülkelerinde gitgide devasa hale gelen pervaneler ufukta sıra sıra dizilmiş dönüp duruyorlar. bunlar elektrik üretiyorlar bize. ama rüzgar enerjisinden daha başka şekillerdede yararlanmak mümkün. insanlık binlerce yıldan beri rüzgarı deniz taşıtlarını hareket ettirmekte kullandı. halada kullanıyor. hatta motorlu tekneleri yelken sistemleriyle donatarak yakıt tasarrufu sağlanması denendi.

sailbu yönde “skysails” adlı alman firması innovatif bir sistem sunuyor gemilere. rüzgar enerjisinden yararlanmak için yelken yerine dev bir uçurtma kullanıyorlar. bu uçurtma en ileri teknolojilerle en yeni materyellerden imal ediliyor. “skysails” teknolojisi firmanın websitesinde açıklanıyor.

firma kargo gemilerinde bir yıl boyunca %10-35 gibi bir yakıt maliyet tasarrufu sağladığını iddia ediyor. bugünkü yakıt fiyatları gözönüne alındığında bunun son derece ciddi bir rakam oluşturacağı inkar edilemez.

Yayınlandı: on Eylül 12, 2006 at 12:01 am Yorum Yapın

bean counter

bean

lafı evirip çevirmeyeyim. muhasebe mesleğine mensup kişilere veriliyor bu lakap.

hey, bir tarihte ilkokullarda çocuklara kuru fasulyeler yardımıyla sayı saymayı, toplama çıkarma yapmayı öğrettiklerini bilen varmı.

 

 

Yayınlandı: on Eylül 11, 2006 at 2:23 pm Yorum Yapın

jack #2

chevron 200 milyar dolarlık cirosuyla “chevron” dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biridir. tabiatıyla buda onları dünyanın en büyük şirketlerinden biri yapar.

işte bu “chevron” 5 eylülde bir basın açıklaması yaptı ve “gom/gulf of mexico/meksika körfezi” nde sürdürmekte olduğu petrol arama faaliyetlerinde ulaştığı önemli bir başarının haberini verdi. bu projeye “jack” adı veriliyor. bu son haber “jack #2” kuyusu ile ilgili. bu kuyu bir test kuyusu. ama onun bir test kuyusu olması delinmesi sırasında pek çok dünya rekorunun kırılmasını engellemedi. “jack #2″  “new orleans” in 435 km güney batısında ve kıyıdan 282 km açıkta yer alıyor. delme işlemi tamamlandığında tam tamına deniz seviyesinden 28,175 feet derinliğe inilmişti. bu mesafe yaklaşık 8.6 km yapar. bunun 7,000 feet (2,1 km) bölümü su derinliği, geri kalanı deniz tabanından aşağı katedilen mesafe. 6.5 km gibi birşey. bu bölgede bu derinlikte “lower tertiary/alt tersiyer” jeolojik zamana ait katmanlar bulunuyor. jeolojik yaş olarak 25-65 milyon yıl öncesine denk geliyor. işte bu kuyuda yapılan testlerde günde 6,000 varillik petrol elde edildi.

tertiary 

yukarıda sahanın jeolojik kesitini görüyorsunuz

bu sayılar korkunç. niyemi korkunç. ben 70li yıllarda offshore petrol araştırmalarında görev yaparken birkaç yüz metre deniz derinliğinde sondaj neredeyse “off-limit” idi. teknolojide bugün geldiğimiz noktalar gerçekten inanılmaz.

aslında meksika körfezinin jeolojik yapısı oldukça iyi biliniyor ve yıllardır bu bölgede denizde petrol üretimi yapılıyor. yeni olan yukarda adı geçen katmanda petrol bulunması. bu bilgiden meksika körfezinde çalışan diğer petrol şirketleride yararlanacak. onlarda kendi sahalarında aynı jeolojik yapıya artık daha güvenle sondaj yapabilecekler. çünkü böyle özel şartlarda yapılan sondajlar çok pahalıya maloluyor. “jack$2″ sondajına 100 milyon dolar harcandığı tahmin ediliyor.

bu sahadaki petrol rezervinin 3-15 milyar varil olduğu tahmin ediliyor. görüldüğü gibi rakam çok geniş bir aralıkta. fakat sahada başka sondajlar yapıldıkça daha kesin bir rakam telaffuz etmek mümkün olabilecek. daha henüz elde edilen petrolün fiziksel nitelikleri konusunda tam bir açıklık yok. dolayısıyla sektör içinde değişik söylentiler dolaşıyor. bunlardan biri bu sahadan petrol değil gaz elde edilebileceği şeklinde. bunun sebebi yüzeyden derinlere indikçe artan sıcaklık ve basıncın petrol moleküllerini parçalaması ve doğal gaza dönüştürmesi. 5 km den daha derin bölgelerden sadece gaz elde edilebileceğine dair bir inanış var. ancak katmanların jeolojik açıdan genç sayılabilecek olması buralarda henüz sıcaklıkları 100 derece santigratın altında tutmuş olabilir deniyor.

şimdi amerikanın yılda 6 milyar varile yakın ham petrol tükettiğini düşünürsek bu kadar emek ve masraf sonunda bulunan bu sahadan üretilecek petrolün amarikaya bir yıl bile yetmeyebileceği oldukça ümit kırıcı. ama yinede uzun yıllardan beri amerikada bulunan en büyük saha.

aslında son senelerde tüm dünyadada artık büyük rezervli sahalar bulunamıyor. bilinen petrol rezervleri sürekli eriyor. işte bu durum “peak-oil” savunucularının önemli bir argümanını teşkil ediyor. 

diğer yandan sanılmasınki saha hemen üretime başlayacaktır. yapılacak testlerin ötesinde sahanın geliştirilmesi faaliyetleri çerçevesinde pek çok üretim kuyusu açılması gerekecektir. anlaşıldığına göre su derinliğinin çok olması körfezde tesis edilmiş olan boru hatlarından yararlanmayı engelleyecek. bu durumda sahada gemilere direk dolum yapmak gerekecek. bütün bunlar uzun yıllar sürecektir. sahada ticari olarak üretimin başlaması 4 yıl tam kapasite üretime geçilmesi ise 7 yıl alabilecektir.

enerji ekonomisi konusuna ilgi duyanlar için biraz daha detay verelim. “chevron” burada tek malsahibi değil. onun bu konsorsiyumdaki hissesi 50%, amerikan “devon energy” 25% ve norveç “statoil” 25% hisseye sahipler.

son olarak meksika körfezinin kasırga bölgesi olduğunu ve üretim tesislerinin sigortalanmasınında çok masraflı olacağını söyleyebilirim.

 

Yayınlandı: on at 12:14 pm Yorum Yapın

global katil: sahte ilaç

fake1990 ların başında hindistan, bangladeş, nijerya, haiti gibi ülkelerde 500 ü aşkın çocuk ölüp gittide bir kaç doktor ve aileleri dışında kimsenin ruhu duymadı. bu çocuklar içine zehirli bir kimyasal karışmış sahte paracetamol şurubu içtikleri için ölmüşlerdi.

onların ölümleri her yıl binlerce can alan sahte ilaç ticaretinin belgeli örneklerinden sadece biri. kurbanlar çoğunlukla sıtma, verem, tifo gibi yaygın hastalıklarla mücedele etmeye çalışan fakir ülkelerden çıkıyor. taklit ilaçların içine ya toksik maddeler karışmış oluyor yada içlerinde hiçbir aktif madde bulunmuyor.

1995 yılında afrikada “niger” de 60,000 kişiye uygulanan menenjit aşısının hiç aktif madde ihtiva etmediği tesbit edildi. 2001 yılında sahte ilaçlardan “çin” de 192,000 kişi hayatını kaybetti. kuzey amerikada da aralarında kanser tedavisinde kullanılan ilaçlarda olmak üzere pek çok sahte ilaçlar tesbit edildi.

bu olayın boyutları britanyada yayımlanan ”lancet” tıp dergisinin (vol 6 s.602) bu ayki sayısında gözler önüne seriliyor. mesela güneydoğu asyada satılan ilaçların neredeyse yarısı taklit. bunların çoğuda aktif maddesi “artemisinin”  olan yeni sıtma ilaçları. halbuki bu ilaçların hastalığın dizginlenmesinde hayati rol oynayacağı umudediliyordu. makalede açıklandığına göre “kamboçya” da satılan bu tür ilaçların 70% si taklit. tüm güneydoğu asyada ise bu rakam 53%.

makalenin baş yazarı oxford üniv.den “paul newton” bugünkü durumda devasa yatırımlar yaparak yeni ilaçlar üretmenin hiçbir anlamı kalmadığını zira derhal insanlara zarar veren taklitlerin piyasaya sürüldüğünü yazıyor. dünya sağlık örgütüde (who) içinde bulunduğumuz durumdan ve gelişmelerden son derece endişeli ve bu yılın kasımında  almanyada “bonn” şehrinde adı kısaca “impact” yani ”uluslararası tıbbi ürünler sahtekarlığına karşı görevgücü” nü devreye sokacak. bu görevgücü ilaç üreticilerini, denetleme kurumlarını, ilaç dağıtıcılarını, interpol ve gümrükçüleri vs. biraraya getirerek ortak mücadele yapılabilmesini sağlayacak.

uzmanlar bu kirli ticaretin tüm dünyada yasadışı uyuşturuculardan daha fazla insan öldürdüğünü tahmin ediyorlar. açıkçası getiriside pek aşağı kalmıyor. amerikan gıda ve ilaç yönetimi kurumu 2005 yılında bu yasadışı faaliyetlerin parasal hacminin dünya genelinde 3.5 milyar doları geçtiğini açıkladı. fakat gerçekte bu miktarın 10 katı olduğuda iddia ediliyor. diğer yandan ilaç üreticilerinin desteklediği bir dernek bu miktarın 2010 yılında 75 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor.

ilaç üreticileri daha 20 yıl öncesinden alarm vermişken hükümetler, güvenlik teşkilatları ve  bedava ilaç dağıtan yardım kuruluşları hiç oralı olmadılar. hatta paul newton a göre bugüne kadar toplam olarak 43 adet makale yayınlanmış ve bunlardan sadece biri bilimsel değer taşıyormuş.

güneydoğu asya ülkelerinden “laos” ta yapılan bir anket sonucuna göre 3 eczacıdan ikisinin ve 5 tüketiciden 4 ünün sahte ilaç olgusunun varlığından bile haberdar olmadığı anlaşılmış. (tabii hemen bizde bu rakamların nekadar olduğu sorusu insanın aklına geliyor)

“impact” işe “sahte-karşıtı teknoloji”, “yasaların birbirleriyle ahenkli hale getirilmesi”, “polisiye tedbirlerin sertleştirilmesi”, “düzenleyici/denetleyici  kurumların güçlendirilmesi”, “tüketicinin bilinçlendirilmesi” ana noktalarında yoğunlaşarak başlayacak. ilgililerin ortak fikri en can alıcı noktanın denetleme kurumlarının düzgün işlemesi. tahminlere göre ülkelerin üçte birinde bu yok. böyle kurumların bulunmaması durumunda o ülkelerde etkin bir mücadele yapmanın imkanı yok. fakat diğer taraftanda gelişmekte olan ülkelerde görev yapan kamu görevlilerinin aldıkları düşük ücretler nedeniyle rüşvetin önüne geçilemeyeceği bu yüzdende taklit sektörünün devam edeceği düşünülüyor.

bir başka öneri taklit ilaç ticaretinin yoğunlaştığı bölgelerde bazı kurumlarca sübvansiyon yoluyla ilaçların çok düşük fiyatlarla tüketiciye ulaştırılması ve sahtekarların kendi silahlarıyla vurulması. ama üretici firmalar bunun yararına inanmış görünmüyorlar. gerçek ilacın birim maliyeti taklit ürünlerden yüksek oldukça bu metot sökmez diyorlar ve örnek olarak en çok taklit edilen “paracetamol” “ampicillin” ve “amoxycillin” gibi ilaçların aynı zamanda piyasada en düşük fiyatlara satılan ilaçlar olmasını gösteriyorlar.

“impact” almanyada yeni bir kaç tedbir açıklayacak. bunlardan biri tam detay verilmesede ilaç paketlerine mührü kırılarak açıldığında ortaya çıkacak bir kod numarası yerleştirilmesi olacak. bu numarayı üretici firmadan onaylatabilirseniz ilacın gerçek olduğu ispatlanmış olacak. şimdilik daha fazla detay verilmiyor.

diğer yandan sahte ilaç üreticilerininde kendilerini yenilediklerini ve geliştirdiklerini unutmamak gerekiyor. artık bu sahtekarlar gerekirse küçük miktarlarda gerçek aktif maddeyi üretimlerine katabiliyorlar. bu şekilde bazı testleri aşmayı başarabiliyorlar. ayrıca paketleme tekniklerinde holografik işaretleri bile taklit edebiliyorlar.

uzun lafın kısası biz dönelim kürkçü dükkanına, bütün bunları okuduktan sonra iç rahatlığıyla kardeşim türkiyede böyle bir şey olmaz diyebiliyormuyuz. ben diyemiyorum.

çünkü bu ülkede keyif için gidip bakkaldan marketten rakı alan insanlar zehirlenip öldüler. bu ülkede her türlü fikir ürününün taklidi uluorta satılır. memlekette adamlar rafineri kurup kaçak benzin imal etmeye cesaret edebiliyorlarsa bu kadar yüksek getirili ilaç sektörüne kimsenin el atmamış olduğuna beni biraz zor inandırırsınız.

bence bu konu gözardı edilmemeli ilk iş olarak önemli medya kurumlarımız kolları sıvamalı “streetwise” yani “sokaktaki gerçek hayatı koklayabilen” muhabirlerini seferber etmeli ve bizdeki durumu bir güzel araştırmalı.

bu esaslı bir “scoop” olabileceği gibi insana bol sevap ve hayır duasıda kazandırır.

bu yazıya esas teşkil eden “new scientist” haberi burada

 

Yayınlandı: on Eylül 10, 2006 at 9:06 pm Yorum Yapın