geçenlerde san fransisco chronicle gazetesinde çıkan makaleyi okuduğunuzda sizde benim gibi şaşıracaksınız. makalenin yazarı Patrick McCully baraj göllerinin küresel ısınmaya katkı yapan kirleticilerin hemde en önemlilerinden biri olduğunu iddia ediyor. özellikle tropikal bölgelerde yer alan barajlar üretilen elektriğin kilovatsaati başına fosil yakıt lardan daha fazla seragazı yayıyorlarmış. bu miktar kötü kalite kömürden bile yüksekmiş.
iklim değişiklikleri konusunda çalışan bir bilimcinin açıkladığına göre amazon bölgesinde kurulu balbina barajı aynı elektriği üreten 54 doğalgaz santralına eşit miktarda çevre etkisi yapıyor. bu örnek çarpıcı olması için seçilmiş en uç noktadaki bir örnek. ama aynı bilimcinin ifade ettiğine göre bu bölgedeki barajlar kömür santrallarına göre iki kat fazla seragazı yayıyor.
bu olay şu şekilde gelişiyor. barajın doldurulmasıyla birlikte oluşan göl çok büyük alanları kaplıyor. bu alanlarda çök fazla bitki örtüsü ile toprak içinde organik maddeler su altında kalıyor. bunlar çürümeye başlayınca karbondioksit, metan hatta bazen azot oksit gibi gazlar atmosfere yayılıyor. bu gaz çıkışı özellikle ilk yıllarda daha yoğun olmakla beraber daha sonra yetişen bitkiler, planktonlar vs seragazı çıkışını bir ölçüde sürdürüyorlar.
buradan seragazı etkisinin tropik bölgelerde daha şiddetli oluşunun nedenini anlıyoruz. bu bölgeler bitki örtüsünün en kalın olduğu yerler. fakat en büyük su kaynaklarınında buralarda bulunması nedeniyle baraj yatırımlarının büyük çogunluğu günümüzde buralara yapılıyor.
seragazlarının bir kısmı kabarcıklar yaparak baraj gölü yüzeyine çıkıyor. mesela metan gazı ise su elektrik türbinlerinden ve sonra baraj kapaklarından püskürerek geçerken havaya karışıyor. yazar bunu yeni açılan bir kola ya benzetmiş.
tabii beklenildiği şekilde büyük hidroelektrik üreticileriyle bağımsız araştırmacılar arasında anlaşmazlıklar var. üreticiler yapılan araştırmalara büyük ölçüde fon sağlayarak kontrol altında tutmak istiyorlar. araştırmacılar ise çalışmaların birleşmiş milletlerin bir kuruluşu tarafından denetlenmesini istiyorlar.
türkiyeye gelince bizim büyük barajlarımızın yeraldığı doğu anadolu yoğun bir bitki örtüsüne sahip değil. bu nedenle bizim büyük ölçüde gaz ürettiğimiz söylenemez. ancak hiç olmazsa bölge üniversiteleri konuya eğilseler hiç fena olmaz sonra bundan master, doktora bile çıkabilir
unutmayalımki suni baraj göllerinin içinde yeraldığı bölgelerin çevre koşullarını büyük ölçüde etkilediğini biz zaten biliyorduk. mesela bu bölgelerin ikliminde ciddi değişikliklerin olduğunu duyuyoruz. bunların olumlu ve olumsuz neticelerini bilimsel metotlarla araştırmak gerekir. bu görevde tabii bilimsel kurumlarımıza düşüyor. bu çalışmalar kapsamlı biçimde yapılıyormu sorusunun cevabını ne yazıkki veremiyorum.
halkın büyük çoğunluğunun bu tür konularda karanlıkta olmasının ana sebebi bilim kesimiyle kamuoyu arasındaki iletişimin neredeyse hiç seviyesinde olmasıdır. bu noktada aracılık görevini ifa etmesi beklenen medyada pasif kalınca bir gelişme olmamaktadır. halbuki kamuoyunun bilime ilgi göstermesi hem bilimcilerimizi teşvik edecek hemde yönetimlerin daha fazla kaynak tahsis etmelerini sağlayacak güçlü bir unsur olur.