porsche volkswagen i satın alıyor

toplasan toplasan bir yılda 100,000 adedin altında otomobil satan bir firma dünyanın dört bir köşesine 6 milyon oto satan bir dev i satın almaya kalkarsa buna ne denir. ya yıllık €6 milyar cirosuyla, iştirakleriyle birlikte toplam satışları €150 milyar olan bir grubun kontrolunu sadece €5 milyar ödeyerek ele geçirmek üzere üzereyse.
financial times a göre ders kitaplarına konu olacak bir gelişme bu.
bu işler Porsche nin CEO su Wendelin Wiedeking (€25 milyon maaşı avrupanın en yükseği imiş) ve Porsche nin sahibi Ferdinand Piëch (Porsche nin kontrol hisselerini elinde tutan kişi ve aynı zamanda VW nin yönetim kurulu başkanı) in başlarının altından çıkıyor galiba.
Ferdinand Piëch Porsche nin kurucusu Ferdinand Porsche nin torunu. biliyorsunuz Ferdinand Porsche Hitlerin emriyle VW kaplumbağa modelinin tasarımını yapmıştı 1937 yılında.
bunlar kafayı yemiş denir herhalde. ama iş hesaba kitaba vurulduğunda hiçte öyle değilmiş gibi görünüyor. alıcı adayı Porsche geçen yıl 2 milyar euro kar yapmış ki bu neredeyse VW nin karına eşit.
Porsche avrupanın en büyük otomobil imalatçısının kontrolunu ele geçirmek için geçen yıldan beri çalışıyor. VW hisselerinin %27.3 sini toplamışlar. şayet bu yüzdeyi %30 a çıkarırlarsa alman ticaret kanunlarına göre şirketin kontrol hisselerini almak için harekete geçmeye mecbur oluyorlar. geçen gün Porsche kararını vermiş anlaşıldığına göre.
hisse oranı %31 e çıkıyor ve kanuna göre kontrol hisseleri için teklif yapmak zorundalar. yapacakları teklifin €35 milyar olacağı tahmin ediliyor. ancak bu teklifin kanunun koyduğu en alt sınır olduğu biliniyor. yani hisselerin son 3 ay değerlerinin ağırlıklı ortalaması. bu teklifin kabul görmesinin çok zor olduğu söyleniyor zira cuma kapanışının %14 altında bir teklif bu. fakat teklif reddedilirse Porsche zorunluluktan kurtuluyor. istediği kadar hisseyi istediği zaman satın alma şansına sahip oluyor. bu sabah VW hisseleri %5 değer kaybetmiş durumdaydı.
Porsche nin VW nin tüm hisselerini almaya teşebbüs etmeyeceği söyleniyor.
ilgi alanınıza giriyorsa tavsiyem konuyla ilgili haber ve analizleri FT de okumanız.
Dünyanın en değerli markaları 2006
sanırım dünyada buna benzer araştırma ve değerlendirmeler yapan başka firma ve gruplarda vardır ama galiba en tanınan ve ciddi kabul edileni Interbrand. yaptıkları değerlendirmelerin sonuçlarını BusinessWeek dergisi aracılığıyla yayınliyorlar. tabii adı geçen dergi de kendi bazı analizlerini listelere ekliyor.
Interbrand Marka değerlerini hesaplarken bir dizi kriter uyguluyor. bu kriterlerle uyumsuz olan Markalar listeye alımıyor. mesela bunlardan biri Marka sahibi firmanın mali bilgilerinin detaylı şekilde kamuoyuna açık olması gereği. bu yüzden Mars markası değerlendirmeye alınmamış. yine Visa markasıda benzer şekilde listeye girememiş.
bir başka kriter Markanın globalleşme durumu. yerel bazda ne kadar yüksek bir marka değeri olsada bu onu listeye sokmaya yetmiyor. mesela dev Amerikan perakendecisi Wal-mart listede yok. bu firma Amerika dışında bazı ülkelerde çalışıyor olsada bunların çoğu başka markalar ile tanınıyorlar. Interbrand bu konuda firma gelirlerinin en az %30 kadarının yerel dışı global pazarlardan elde edilmesini istiyor. Ancak mesela Amerikan pazarının büyüklüğü göz önüne alınarak burada esnek davranabiliyorlar.
Interbrand marka değerlerini “net present value” olarak hesaplıyor. kısaca bu değer şöyle açıklanıyor. markanın gelecekte üretmesi beklenen gelirlerin günümüzdeki değeri.
bu hesaplama yapılırken şöyle bir metodoloji kullanılıyor. Finansal Analiz ile sadece Markadan kaynaklanacak halihazırdaki ve gelecekteki gelirler öngörülüyor. Marka Analizi ile satış noktalarında markanın müşteri talebini nasıl etkilediği belirleniyor ve Marka Güç Analizi ile Markanın sürdürülen bir müşteri talebi açısından ne kadar güçlü olduğu bulunmaya çalışılıyor.
Interbrand websitesinde yeralan Best Global Brands 2006 adlı dokümanda değerlendirme yaklaşımlarını oldukça ayrıntılı olarak açıklamış. bu konuya oldukça yabancı olan benim için bile bayağı aydınlatıcı oldu.
listede 100 firma var. ben ilk on sırayı orijinal dokümanı görmek istemeyen okuyucular için aşağıya alıyorum. bir not olarak ekleyeyim. tüm listeyi inceleyecekler görecektir ilk 10 sırada henüz yer almayan Google markası %46 rekor artışla 24. sıraya yükselmiş durumda. kabaca 12 milyar dolarlık bir marka değeriyle.
sıra marka ülke sektör değeri (milyon $) değişim
1 Coca-Cola abd içecek 67,000 -1%
2 Microsoft abd bilgisayar 56,926 -5%
3 IBM abd bilgisayar 56,201 5%
4 GE abd değişik sektörlerde 48,907 4%
5 Intel abd bilgisayar 32,319 -9%
6 Nokia Finlandiya telekom cihazları 30,131 14%
7 Toyota Japonya otomotiv 27,941 12%
8 Disney abd medya/eğlence 27,848 5%
9 McDonald’s abd restaurant 27,501 6%
10 Mercedes almanya otomotiv 21,795 9%
DOLAR gidiyor AMERO geliyor

yukardaki resimle başlığı birleştirince ilk bakışta insana bununda yeni bir Bush tacizi olduğu hissi geliyor.
ama bu sefer işler biraz daha ciddi. Amerikan Doları nın son aylardaki tepetaklak gidişi böyle bir olasılığı aklı başında ekonomistlerin bile gündemine oturttu. bu konuda İnfowars sitesinde rastladığım bir bir haberden alıntılar yapmak istiyorum. haberin tümünü verdiğim linkten ingilizce olarak okuyabilirsiniz
belki duymuşsunuzdur içinde bulunduğumuz yılın ilk aylarından itibaren (FED) Federal Reserve yani Amerikan merkez bankası M3 olarak anılan finansal veriyi açıklamayı durdurdu. bu karar finans ve ekonomi çevreleri tarafından şaşkınlıkla karşılandı. çünkü M3 tedavüldeki (dolaşımdaki) amerikan dolarının büyüklüğü ile yakından ilgili çok önemli bir gösterge idi. ekonomi konularına ilgi duyan okuyucular isterlerse M3 verisinin tarifini burada bulabilirler. bilgi olarak şunu söyleyeyimde yanlişlık olmasın, M3 sadece tedavüldeki banknot miktarı olmayıp ekonomide dolaşan tüm para değeri taşıyan enstrümanların bileşkesidir.
ellerindeki bu önemli veriyi kaybeden bağımsız analistler derhal işe koyularak onu kendileri üretme yoluna gittiler. bu şekilde üretilmiş M3 verilerinden biri burada görülebilir.
buna göre yapılan bir gözlemde Fed bu veriyi yayınlamayı durdurduğu sırada %9 olan yıllık M3 artış değeri mayıs ayında %11 e çıkmış. bu veriyi hazırlayan Gary Kuever e göre FED hızla piyasaya para pompalıyor ve bunun açıkca ilan etmek istemiyor. Amerikan ekonomisindeki durgunluk işaretleri ışığı altında bakılırsa buna devamda edeceği görülüyor.
diğer bir önemli finans danışmanı olan Bob Chapman a göre dünya para ve kredi bolluğunda yüzüyor adeta. Amerika geçtiğimiz şubat ayından beri ekonomik durgunluğa girdi.
Chapman a göre Fed fena halde sıkışmış durumda, faiz arttırsa emlak piyasasının çökme durumu var azaltsa bu sefer Dolar tamamen çökecek. nitekim Fed faizleri olduğu 5.25 de sabit bıraktı. bu kararla beraber derhal USDX Dolar endeksi düştü.
chapman devam ediyor ve Fed önümüzdeki yıl ekonomiyi canlandırmak için faizlerde indirime giderse Dolar %35 değer daha kaybeder diyor. böyle bir durumda zaten ekonomide Dolar ile birlikte batacaktır.
biliyorsunuz Amerikan ekonomisinin tüm ağır topları bugünlerde Çin i ziyaret ediyorlar. başta hazine bakanı olmak üzere Fed başkanı ve diğer yetkililer stratejik ekonomik dialog içindeler çinlilerle. ama Chapman bu gezinin bir sonuç getireceğini sanmıyor. ona göre Çinliler kendi kararlarını kendileri verecekler.
ve Chapman devam ediyor, Doların beklenen çöküşü ekonominin içine girdiği durgunlukla birleşince Euro ile rekabet edebilmek için Bush bir Kuzey Amerika Birliği önerisinde bulunacak. bu birliğin tek para birimi olacak AMERO ise halka Doların kurtuluşu için bir çözüm olarak sunulacak. aslında Amero nun yaratılmasıyla Bush yönetimi Dolar ı terketmiş olacak.
böyle bir olayın tüm dünyada yaratacağı depremi tasavvur bile edemiyorum. bakalım daha neler göreceğiz.
önemli not: yazıda naklettiğim görüşler adı verilen kişilere aittir. amacım sadece böyle görüşlerinde bulunduğunu okuyuculara iletmek. yoksa herhangi bir tavsiye niteliği taşımıyor.
gerçekten olacakmı

bu olabilirmi ?
dünya tarihinin en büyük birleşmesi gerçekleşebilirmi ?
BP ve SHELL birleşip 570 milyar dolarlık dünyanın en büyük şirketini oluşturabilirlermi ?
nefeslerimizi tuttuk bekliyoruz.
türkler gelince ne olacak
biz avrupa birliği işlerini iyice unutmuş durumdayken avrupa, birlige son olarak giren doğu avrupa ülkelerinin sundugu ucuz is gücünün yarattığı sorunlarla mücadele ediyor. her zamanki gibi kendi içine dönmüs durumdaki türkiyenin “ab” de gelisen bu tartışmaların kendisinide ilgilendiren boyutları olduğunu görmesi mümkün olmuyor.
bildiğiniz gibi “ab” yeni üye olan ve yakın gelecekte olacak olan dogu avrupa ülkelerine iş gücünün serbest dolaşımına kısıtlama uyguluyor. fakat üç ülke bu kısıtlamaya uymuyor ve ülkelerine işçi girişini serbest bırakıyorlar. bu ülkeler “birleşik krallık” “irlanda” ve “isveç”.
yeni katılan ülkeler arasında nüfus itibarıyla en önemlisi “polonya”. öyle oluncada en yoğun işçi akımınında bu ülkeden kaynaklanması kaçınılmaz.
23 ağustosta “the times” gazetesinde bir makale yayınlanmıştı. ”melanie mcdonagh” yazısında irlanda da polonyalı işçilerin sayısının toplam iş gücünün 8% ine ulaşmış durumda olduğunu hatta bu rakamın resmi olduğunu gerçek rakamların bilinmediğini daha yüksek olabileceğini ima ediyordu.
bayan mcdonagh, çok yakında gerçekleşecek olan romanya ve bulgaristan “ab” üyeliklerinin bu duruma tuz biber ekeceğini ilave ediyor ve asıl can alıcı noktaya geliyor ve diyorki bunlar daha birşey değil “asıl siz “türkiye” üye olduğunda bakın neler olacak”.
belliki yazar “britanya” nın başkan olduğu ve türkiye ile müzakerelere başlama kararı alınan dönemi hiçte hayırla yadetmiyor. ona göre o sırada dışişleri bakanı olan “jack straw” ve başbakan “blair” in o dönemdeki kayda değer tek marifetleri bu ve bunuda türkiyeye tam üye statüsü vermek istemeyen avusturya dış işleri bakanını neredeyse döve döve kabule mecbur ederek sağladılar. yazar bu davranışın sebebini ise “condi rice” ında güçlü desteğiyle “jack straw” in, ırağın işgaline rağmen, müslüman dostu olduğunu ispat çabasına bağlıyor.
ayrıca açık açık türkiyenin bosna ve arnavutlukta yaşayan avrupalı müslüman halk aksine radikal islam hevesi taşıyabilecek 80 milyonluk nüfusunu öne çıkarıyor. yazar türkiyenin “ab” iş gücüne katılma zamanı geldiğinde büyük kargaşa yaşanacağından emin görünüyor.
diğer yandan yazarı adeta tekzip edercesine ertesi günü britanyanın en önemli firmalarından üçünün tepe yöneticileri ortak bir yazı gönderdiler “editöre mektuplar” bölümüne.
yazıda bu güne kadar daha önce iddia edilenlerin aksine britanyaya yönelen iş gücünün ekonomiye büyük katkıda bulunduğu tek tek sayılarak dile getiriliyor. buradan hareketle yeni üye olacak doğu avrupa ülkelerindende çekinilmemesi gerektiği vurgulanıyor. (bu değerlendirmeye türkiyede giriyormu orasını bilemeyeceğim)
uyduruk bir nobel ödülü
bana sanki iktisatla iştigal eden insanların çoğunlukla bir “nobel” takıntısı varmış gibi geliyor. bunu nereden çıkarıyorsun derseniz her yıl “olmayan” bir nobel iktisat ödülünü bazı kişilere dağıtmaları vede bazı akademisyenleri nobel ödüllü iktisatçı/ekonomist ilan etmeleridir.
“nobel” ödülü verilecek dallar “alfred nobel” in vasiyetinde belirtilmiştir ve bunlar arasında ne yazıkki “ekonomi/iktisat” yoktur.
“nobel iktisat ödülü” diye bizlere yutturulmaya çalışılan şey “Bank of Sweden Prize in Economic Sciences in Memory of Alfred Nobel” adını taşımaktadır. gerçek nobel ödüllerinin verilmeye başlanmasından yarım asırdan fazla bir zaman sonra icadedilmiştir.
bence iktisatçılar böyle bir aldatmacayı reddetmeli ve ekonomi bilimi için çok saygıdeğer yeni bir değerlendirme sistemi tesis etmelidirler. bunu hakkediyorlar.