duble by-pass

pipeline3 nisan 2007 günü avrupa birliğinin enerji bakanı konumundaki komisyon üyesi bay Andris Piebalgs ve beş avrupa ülkesi hırvatistanın başkenti zagrebde bir anlaşma imzaladılar. imzacı ülkeler romanya, sırbistan, slovenya, hırvatistan ve italya idi.

imzalanan anlaşmaya göre romanyanın constanta (biz köstence olarak biliriz) limanını italyanın trieste limanına bağlayan bir petrol boru hattı inşa edilecek. projenin adı şu “The Pan-European Oil Pipeline“. burada

yılda 100 milyon ton (~2 milyon varil/gün) ham petrol taşıyacak olan 1,300 km uzunluğundaki boru hattı 2.6 milyar euroya malolacak. hattın 2012 yılında devreye girmesi bekleniyor. hattın triestede sonlanıyor olması oradan tankerlere yükleme yapılacağı anlamına gelmiyor. ama herhalde bir alternatif olarak kalacaktır. asıl sebep triesteden almanya, çek cumhuriyeti gibi orta ve kuzey avrupa ülkelerine uzanan boru hatları.

bu anlaşmanın imzalanmasıyla son bir ayda türkiyeyi enerji iletim yolları açısından bypass eden gelişmelerin sayısı ikiye çıkmış oldu. bu birilerinin kurdukları pembe hayallerin suya düşmesi anlamına geliyor.

ancak her nedense “köstence-trieste” boru hattı konusu bizde pek yankı uyandırmadı. çok enteresan. zira Burgas (burgaz/bulgaristan) – Alexandroupolis (dedeağaç/yunanistan) hattı çok ilgi yaratmış bir çok yorum medyada yer bulmuştu. doğal olarak planlanan samsun-ceyhan  petrol boru hattı konusu gündeme gelmiş ve başbakanın damadının genel müdürlüğüne atandığı bir firmaya hattın yapımının verilmesi eleştiri konusu olmuştu. belki bu konunun tekrar gündeme gelip iktidarı rahatsız etme ihtimali nedeniyle  “köstence-trieste” hattı medya tarafından fazla kurcalanmamıştır.

şimdi samsun-ceyhan hattının tabutuna son çivide çakılmış oluyor. ta ki bir zamanlar sözü edilen, bu hattın israil e bağlanması projesi gerçekleşsin. bence zayıf bir ihtimal. israil ile yılan hikayesine dönen manavgat suyu projesi bile bitirilemedi.

geçtiğimiz ay içinde “burgaz-dedeağaç” hattı olayı hakkında türk medyasında okuduğum ve dinlediğim yorumları yetersiz ve eksik buldum. yorumlar ağırlıklı olarak rusyanın enerji alanındaki doğal avantajlarını yakın çevresindeki ülkeler üzerinde amansız bir nüfuz tesis etme amacıyla kullandığı iddiasına odaklanmıştı. bu iddia ile ilişkili olarak BTC boru hattının çalışmaya başlamasından çok rahatsız olan rusyanın artık dahada agresif hareket ettiği dile getirildi. bugün yoldan geçen herhangi birisini çevirip sorsanız size aynı şeyleri söyler öylesine çiğnene çiğnene sakız oldu.

halbuki açık kaynaklarda yeralan enformasyon alıcı gözüyle incelense çok şey ayan beyan ortada. bakınız AB komisyon üyesi Andris Piebalgs 15 martta imzalanan “burgaz-dedeağaç” hattı anlaşması münasebetiyle neler söylemiş.

“Energy Commissioner Andris Piebalgs welcomed today the signature of an agreement between Russia, Greece and Bulgaria on the construction of the Burgas-Alexandroupolis pipeline.”

yani AB bu işten son derece memnun ve işin arkasında duruyor. zaten açıklamanın devamında

“Burgas-Alexandroupolis oil pipeline was considered by the Commission as a Project of pan-European Interest in the INOGATE program which identifies strategic routes for hydrocarbons.”

cümleleri yer alıyor.

yani açıkça AB bu hattı avrupanın ortak çıkarları açısından stratejik önemi haiz bir proje olarak gördüğünü ilan ediyor. pekala şimdi bakalım “köstence-trieste” anlaşmasının ardından AB neler söylemiş.

this pipeline links the Black Sea directly into the continental EU pipeline system. pipelines from Trieste head north to Austria, Germany and the Czech Republic. In that respect, it is of great strategic importance to the European Union.”

açıkça ortada olan durum şudur. AB, türkiyenin by-pass edilmesi operasyonunun planlayıcısı ve uygulayıcısıdır. fakat AB nin türkiyeye ihtiyacı vardır ve ilişkilerin kafasını gözünü kırmak istemez. bu nedenle türkiye yi incitebilecek girişimlerini itiraz edilemeyecek mazeretlerle destekleyerek hatta bunların türkiye nin iyiliği için yapıldığı izlenimini verecek şekilde ifade etmektedir. bu taktiğin ingilizcede bir adı bile vardır. “sugarcoating” derler. acı bir ilacın şekerle kaplanarak yutturulması gibilerinden. bakın bu nasıl yapılıyor.

The so called “Pan-European Oil Pipeline” would significantly reduce the chances of a serious accident in the Bosphurus Straits, the Black, Aegean and Adriatic Seas”

“In the oil sector, increasing international concern is being expressed over the threat of maritime accidents and the ensuing significant environmental damage caused by the resulting oil spills.”

yani artan deniz trafiğinin yarattığı kaza ihtimali ve sonucunda petrolün çevreye verebileceği zararlar vs vs. önlenmiş olacak. aslında burada verilen ince bir diplomatik mesajda var sanırım. biliyorsunuz türkiye on yıllardır boğazlardan geçen gemi trafiğinin istanbul için büyük bir tehlike oluşturduğu tezini işleyip duruyordu. al bakalım işte diyorlar nazikçe.

türkiyenin boğazlardan geçen tanker tarafiğine karşı ileri sürdüğü itirazların gerisinde bence başka bir hesap yatıyor. montreux anlaşması gereği boğazlardan geçecek ticari gemi trafiğine türkiyenin bir müdahalesi olamıyor. ayrıca herhangi bir şekilde ücret talebide bahismevzuu değil. kısacası boğazlardan geçen mal akışı üzerinde kontrolü yok.

belli ki bu durumdan rahatsız olan ve değiştirmek isteyen bazı aklıevveller iki başlı bir politika çizmişler. bunlardan biri açık. son yıllarda tüm dünyanın iyice hassas olduğu çevreye yönelik tehditler, çevrenin korunması vs seslendirilecek. ikincisi, üstü örtülü bir şekilde tanker trafiği çıkarılacak zorluklarla bezdirilecek. beklenen sonuç, boğazlardan geçen petrol akışını yine türk topraklarından geçecek boru hatlarına kaydırmak. bu yapılabilirse bir taşla iki kuş vurulmuş olacak.

1-bu işten para kazanılacak (hele eş dost kazanırsa dahada ballı olur)
2-avrupaya giden enerji can damarının vanası türkiyenin eline geçecek. 

birinci madde için fazla söylenecek bir şey yok. ama türkiye tek başına AB nin enerji girişlerine önemli ölçüde hükmetmeye başlarsa bunun büyük politik sonuçları olur. mesela bunların birini ben söyleyeyim. AB nin türkiyenin üyeliğini ebediyen ertelemesi zorlaşır.

pekala AB ve rusyanın bu tuzağa düşecek kadar saf olmaları beklenebilirmi. tam tersine böyle bir beklenti içinde olacaklar saf olabilirler ancak. sen hem kalk gençlerini adamların öğretim kurumlarına gönder uluslararası politika, strateji vs öğrensinler diye. sonra öğrendiklerini yarım yamalak onlara karşı uygulamaya teşebbüs et. sonuç böyle olur.

BTC boru hattının çalışmaya başlaması türkiyedeki politika belirleyicilerinin başını döndürmüş olmalı. bunu sürdürdükleri politikanın başarıya ulaşması şeklinde yanlış değerlendirmiş olabilirler. ama BTC nin bitirilebilmiş olmasının ana sebebi ABD nin hazar denizi bölgesi için yaptığı planlardı.

BTC hattının kapasitesi 50 milyon ton/yıl, yaklaşık olarak bunu 1 milyon varil/gün olarak alabilirsiniz. hattan gemiye ilk yükleme 2006 haziran başında yapılmıştı. birkaç gün evvel nisan başında 100 milyonuncu varilin yüklendiği müjdelendi. yani 10 ayda 100,000,000 varil. tam kapasite 300 günde 300,000,000 varil olduğuna göre henüz BTC %30 ile çalışıyor.

görüldüğü şekilde ortada yeterinden fazla taşıma kapasitesi mevcut. ülkenin parasal kaynakları gereksiz yere çar çur edilmemelidir.

Yayınlandı: on Nisan 9, 2007 at 6:57 pm Yorum Yapın

ortadoğuda bir ağırlığımız varmı ?

kurdstürkiye kuzey irakta kerkük şehrinin kürt bölgesine dahil edilmesine şiddetle karşı çıkıyor. hatta yıl sonuna doğru yapılması planlanmış olan referandumun ertelenmesini istiyor. ertelenirse ne kazanılacak anlamış değilim.

bugün ıraktan ayrılıp BM deki yeni görevine gidecek olan eski ABD ırak büyükelçisi zalmay khalilzad ı barzani ye yaptığı ziyaret münasebetiyle TV de izledim. açıkça referandum zamanında yapılmalı aksi halde çok kötü şeyler olur dedi. öyle görünüyorki bir sürpriz olmazsa karşı olduğumuzu tüm dünyaya ilan edip sonra sineye çektiğimiz oldu bittilere bir adet daha eklenecek bu yıl içinde kerkükte.

türkiye neden  kerküke özel bir ilgi gösteriyor sorusunun cevabını çoğumuz biliyoruz. hükümet erkanı bu konu açılınca lafa hemen şehrin tarihinde her zaman türkmen, kürt ve arapların birlikte yaşadıklarını dolayısıyla ıraklıların ortak malı olma özelliğinin sürdürülmesi gerektiğini dile getiriyorlar. ama asıl nedenin şehrin merkezinde bulunduğu bölgenin zengin petrol rezervleri üzerinde yer alması olduğunu herkez pekala biliyor. şayet ırak kürtleri bu bölgenin kontrolunu tek başlarına ele geçirecek olurlarsa petrolden gelecek büyük parasal kaynaklar kısa bir sürede kuzey ırak bölgesini çok cazip hale getirecek ve bu türkiyedeki bölücülük cereyanlarını dahada güçlendirebilecektir. haydi korkulan demeyelimde endişe yaratan diyelim, işte budur.

işte biz bu minval üzere oyalanıp giderken atı alan üsküdarı aşıyor her zamanki gibi.dün kürt bölgesi petrol bakanı Aşti Havrami londrada bazı açıklamalar yaptı. buna göre kürtler 2012 yılı için günde 1 milyon varil üretim hedefi koymuşlar. bu hedefi tutturabilmek için dış kaynaklı yatırım gerekiyor. dr.havrami ye göre kürtler gelecekte ırak petrol endüstrisinin adeta bir düğüm noktası olmayı planlıyorlar. bu amaçla yıl sonuna kadar 10 petrol arama izni vermiş olacaklarnış. dr.havrami şimdiden 6-7 kontratın masasının üzerinde olduğunu ve teknik ve finansman yönünden sağlıklı olan her teklifi ciddiyetle inceleyeceklerini söylüyor.

kürt petrolü devasa ırak rezervlerinin sadece bir kısmı. bu nedenle büyük petrol şirketleri bugüne kadar kürt bölgesindeki petrol havzalarına fazla ilgi göstermediler. çünkü  bunun güneydeki bölgelerde çok daha büyük işler almalarını engelleyebileceğinden korktular. bugün ırak günde sadece 2 milyon varil kadar ham petrol üretimi yapabiliyor. bı sınırlı üretimin nedeni uzun yıllar ambargolar nedeniyle sahalara gerekli yatırımın yapılamamış olması yanında eski sahaların tükenmeye yüz tutmuş olması. ırak da şu anda ispatlanmış 110 milyar varillik rezerv bulunuyor ayrıca ülkenin hiç araştırılmamış büyük bölgeleri beklemede. söylediğim gibi kürt bölgesinde üretim şu anda çok az. ancak tahminlere bu bölgede 12-45 milyar varil civarında petrol ve yaklaşık 3 trilyon metreküp doğalgaz bulunuyor.

ancak büyük oyuncuların çekingenliği devam ederse meydan bağımsız orta ve küçük boy üreticilere kalacak gibi görünüyor. şu anda BG group ve statoil yanında bazı çinli şirketlerde kürtlerle görüşmeler yapıyor. halihazırda türkiyeden genel enerji ve norveçli DNO gibi küçük firmalarınında aralarında olduğu 5 şirket kürt bölgesinde iş yapıyor. DNO firması tamamladığı bir boru hattının kerkük-yumurtalık petrol boru hattına bağlantısını bitirmek üzereymiş.

anlaşılan o ki kürtlerin tüm kuzey ırak petrol kaynaklarına hakim olma emeli bağdattaki yönetim tarafından engelleniyor. dr.Havrami mayıs ayı sonunda parlamentoda kabul edilmesini beklediği petrol kanunu sayesinde kürt, sünni ve şii bölgelerinin kendi kaynaklarına ait anlaşmaları kendilerinin yapacaklarını ama 15 küsur kişilik bir federal konseyin bu anlaşmaları onaylaması gerekeceğini söylüyor. petrol kanununun yürürlüğe girmesiyle dertlerinin biteceğini hesapladıkları aşikar.

Havrami sözlerini bitirirken ırak ın petrol ve gaz kaynaklarının gelirlerinin tüm ıraklılar arasında paylaşılması gerektiğini aksi halde barışın sağlanamayacağını söylemiş.

gözlerim yaşardı.

not: bu makalenin dün 23 martta yayınlanması gerekiyordu ancak bazı teknik problemler nedeniyle bugüne kaldı. her işte bir hayır vardır mı desem bilmem ama biraz evvel barzani ve talabani nin yaptıkları bir toplantı ertesinde kerkük referandumunun geciktirilmesinin söz konusu olmadığını açıkladıklarını duydum.

(bu yazıda sunduğum bazı bilgiler 23 mart tarihli the times dan alınmıştır). burada
 

Yayınlandı: on Mart 26, 2007 at 8:04 am Yorum Yapın

yine bir Rum oyunu

doğrusu hiç şaşırmadım ülkenin başına eksikmiş gibi yeni bir uluslararası belanın daha sarılmış olmasına. bunu Kıbrıslı Rumlarının doğu Akdeniz de petrol aramak için sondajuluslararası ihaleye çıkmaları münasebetiyle yazıyorum. anlaşıldığına göre Rumlar bu konuda Mısır ve Lübnan gibi Akdenizde kıyısı olan diğer bazı ülkeleride yanlarına almışlar. Kıbrısın Türk bölgesini hiç kaale almadan adayı çevreleyen tüm denizlerin ekonomik açıdan kullanım hakkına sahip olduklarını iddia ediyorlar. her ülkenin haydi düşmanları demiyeyim rakipleri vardır onu çelmelemeye ayağını kaydırmaya çalışan onun yaşam alanına tecavüz etmeye kalkışan . hele yaşamın kaynağı ve sürdürücüsü enerji kaynaklarının yoğunlaştığı bir bölgede yer alıyorsanız bu duruma zaten alışmış olmanız gerekir. üstüne üstlük birde asırlarca hüküm sürmüş bir imparatorluğun mirasçısı konumundaysanız işiniz var demektir.

bütün bunlar doğru ama 70 milyonluk koskoca ülkenin nüfusu milyonu zor bulan uyduruk devletçiklerin oyuncağı durumuna düşmesi kolay kolay kabullenilebilecek şey de değil. yıllardan beri tekrarlar dururum düştüğümüz durumun baş müsebbibi Hariciye teşkilatıdır.  anlayamadığım şey bunca yüzyıllık bir dış ilişkiler geleneğine sahip koskoca ülkenin hemde geçirdiği bu kadar kötü tecrübelerden sonra hala aynı hataları yapıyor olması bir türlü silkinip Hariciye mekanizmasını esaslı bir reformdan geçirememiş olmasıdır.

asabımı bozan bir başka konu ise yarım asırdır ülkenin dış ilişkilerini kötüleştiren kadroların görevlerinden ayrıldıktan sonra her gün topluma akıl öğretmeye teşebbüs etmeleri ve kimseninde kalkıp iki laf etmeye cesaret edememesidir.

şimdi şu Akdenizdeki petrol konusunu ele alalım. Rumlar işleri pişirip kotarmışlar son raddeye getirmişler ve artık haber ayyuka çıkınca bizimkilerin haberi olmuş. bu gibi işler bir anda olmaz aylar hatta yıllar bile sürebilen teknik ve siyasi hazırlık çalışmaları vardır devletler arasında diplomatik heyetler gelir gider. pazarlıklar yapılır. yani Rumlar ilgili diğer ülkelerle uzun bir süre hazırlık çalışmaları filan yaptılar bizimkilerde belliki uyudular. eğer aksi olsaydı Rum tarafının daha ilk girişimleri, ilgili ülkeler nezdinde etkin bir çalışmayla bertaraf edilebilirdi ve bugün sağa sola gözdağı vermek zorunda kalmazdık. demek oluyorki Türkiye Kıbrıs Rum kesimi gibi yıllardır her fırsatta kendisine zarar vermeye çaba gösteren bir entitenin faaliyetlerini takip etmiyormuş. bu bir gaflet değilmidir bu kabul edilebilirmi?

şimdi işin en acı tarafını anlatacağım. biz bu filmi daha öncede görmüştük. 1970 li yılların ikinci yarısında Yunanistan bir kaç küçük teferruat dışında aynı planı Ege de uygulamaya teşebbüs etmişti. Önce kendi karasuları içinde bazı sondajlar yaptılar ve evzii bazı petrol bulgularıda elde ettiler hatta bu yerel bölgelerden bazılarını üretim amaçlı geliştirmeye aldılar. Yunanlıların bu çalışmaları Türkiyede büyük yankı yaptı. Ege de büyük petrol kaynaklarının bulunduğu konusunda şayialar yayıldı. abartılı haberler çıktı. zamanlamasını bugün tam olarak hatırlayamasamda hemen akabinde Yunanlılar Ege adalarınında “kıta sahanlığı” bulunduğu gerekçesiyle neredeyse tüm Ege denizinde yeraltı kaynaklarının kontrolunun kendilerinde olduğunu iddia ettiler ve bu bölgelerde uluslararası şirketlere arama yapma müsadesi vermeye kalktılar. bunun üzerine bizde sismik-1donanmamızı Ege ye sevk ettik ve ayrıca denizlerde başta petrol olmak üzere diğer doğal kaynakların araştırılması amacıyla jeofizik bilgiler toplayacak bir araştırma gemisinin inşasına başlandı. geminin (MTA Sismik-1) bitirilip Ege de denize açılmasıyla Türk ve Yunan deniz kuvvetleri arasında sıcak bir çatışmaya ramak kalan gerginlikler yaşandı. daha sonra sanıyorum uluslararası aracıların marifetiyle anlaşmazlık buzdolabına kaldırıldı. o zamandan beri geçen 30 yıllık sürede Ege de muazzam petrol rezervlerinin bulunduğu iddiaları gerçekleşmedi. MTA Sismik-1 gemisi Ege de TPAO ya ait ruhsat sahalarında epey araştırma yapmıştı. bahsi geçen araştırma gemisinin elektronik bilgi toplama sistemlerini kurduğumdan toplanan ham verileri değerlendiren uzman jeofizikçi ve jeologların bölge hakkındaki düşüncelerini kendilerinden işitme fırsatım oldu. araştırma yapılan bölgelerde onları deniz sondajı gibi pahalı bir yatırımı tavsiye etmeye yöneltecek veriler maalesef elde edilememişti. tabii biz o sırada ruhsat sahibi TPAO adına iş yaptığımız için topladığımız veri kayıtlarını onlara teslim ettik.

TPAO daha sonraki veri proses safhalarını kendi bilgi işlem merkezlerinde gerçekleştirdi ve gayet tabii bu konular firmaların çok gizli tuttukları ticari bilgiler sınıfına girdiğinden detaylı bir açıklama yapılmadı.

değerli okuyucular istatistik olarak heryerde petrol bulunma şansı olabilir. bu açıdan bakıldığında Taksim meydanında bile petrol olma ihtimali vardır. ama biliyorsunuz ekonomi tüm diğer konuların önüne geçiyor. can düşmanları bile iş paraya gelince can ciğer dost olabiliyor. şayet petrol fiyatlarının bu düzeylere geldiği bir ortamda Yunanlılar ve Türklerin elinde Ege de öyle milyar varillerle ifade edilecek rezervlerin bulunabileceği bilgisi olsaydı bugün emin olunuz birlikte fışkıran petrol altında göbek atıyor olurduk.

bu noktada sizlere bir “altın kural” dan söz etmek istiyorum.

çok deprem olan yerde petrol olmaz. zira kırılan tabakalar petrolün yeraltında saklanmasını sağlıyamaz. petrol olsa bile toprak içinde dağılarak kaybolur. ama istisnalarda kaideyi bozmaz. bazen yer kırıkları (faylar) petrol ün yeraltında depolanmasına bile sebep olabilir. bu yazıyı küçük çaplı bir petrol jeolojisi dersine dönüştürmeye niyetim yok. bu nedenle burada kesiyorum. diyeceğim şey şudur.

Ege de ülkeleri ihya edecek cinsten petrol rezervlerinin bulunamayacağını Yunanlılar pekala bilecek durumdaydılar ve bir takım şişirilmiş yanlış bilgiler yayarak Türkiye yi istedikleri ortama çektiler. belki Türkiye nin hangi durumlarda nasıl reaksiyon vereceğini öğrenmek onlar için önemliydi ve bunu başardılar.

şimdi bugüne gelirsek benzeri bir senaryo yeniden sahneye konuluyor. Rum/Yunanlılar Türkiyenin olaylara nasıl reaksiyon vereceğini eminim biliyorlar. yine doğu Akdeniz de büyük petrol yatakları olduğu şayiaları ortaya atılıyor. hatta yaklaşık 8 milyar varillik bir rezerv telaffuz ediliyor. 50 ile çarpsan 400 milyar dolar ediyor (bugün 500) ve Türkiye nin ağzı sulanıyor. ve aynı reaksiyoner tavır sergileniyor donanma güç gösteriyor, bakanlar hamasi nutuklar atıyor vs vs. inanamayacaksınız Türkiye (saygın medya kurumlarımızın yayınlarına itibar edersek) denizlerde petrol aramaları yapmak için araştırma gemisi temini için harekete geçiyor. teşbihte hata olmaz neredeyse 30 yıl öncesinin fotokopisini yaşıyoruz desem yalan olmaz. anlaşılan sıra Rumlarda şimdide onlar bize aynı filmi seyrettirecekler.

geobakınız size ne söyleyeceğim 1970 li yılların sonunda Arap petrollerini taşıyan jeolojik yapının bizim İskenderun bölgesi altında devam ettiği bu nedenlede ümitvar olduğu varsayımıyla MTA Sismik-1 gemisi Akdenizin bu bölgesinde jeofiziksel bilgiler topladı. bende bu sefere katılmıştım. İskenderun körfezinde demirdeyken yediğimiz dalgaların etkisinden bugün bile unutmam mümkün değil. topladığımız sismik bilgilerin ışığında hafızam beni yanıltmıyorsa  daha sonra denizde bazı sondajlar bile yapıldı. bu bölgede üretime yönelik saha geliştirme çalışmaları yapılmadığına göre sondajlardan olumlu bir sonuç çıkmadığı anlaşılıyor. gerek TPAO gerekse Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlığının elinde bilgiler vardır.

konu açıldığı için ülkenin uzun yıllardır maruz kaldığı dış kaynaklı bir yıkıcı psikolojik operasyona değinmeden geçemeyeceğim. yabancı istihbarat servisleri halk arasında Türkiyenin akla hayale sığmayacak zenginlikte yeraltı kaynaklarına sahip olmasına rağmen iş bilmezlik hatta kötü niyet nedeniyle fakir bırakıldığı inancını yaymaya çalışmaktadır. bunun esas amacı halkın rejime karşı olan güveninin zayıflatılmasıdır.

bir yan etkisi ise hazır kaynakları satarak geçinme beklentisini yerleştirerek halkta ekonomiyi geliştirerek zenginleşme düşüncesini etkisizleştirmektir. ancak ne yazıkki ülke içinden bazı gruplarda değişik nedenlerle bu tür faaliyetlere ortak olmaktadır. kendini ülke çıkarlarını yakından koruduğu zehabına kaptırmış mahfiller yabancı entelijans servislerinin değirmenlerine su taşımaktadır. yukarda değindiğim zararlı faaliyetlerin petrol konusundaki yansımalarının başını petrol şirketlerinin Türkiyede petrol ulmalarına rağmen kötü niyetle kuyuları kapattıkları iddiası gelir. bu iddiaları doğrulamak içinde Anadoluda arama ruhsatı verilmiş bölgelerde bulunmuş bazı vatandaşların anlattıkları hikayeler kullanılır.

gerçektende bu gibi bölgelerde atıl durumdaki pek çok sondaj kuyusu ile karşılaşmak mümkündür. bir kere arama kuyularında petrole rastlama oranı “on” da “bir” mertebesine kadar düşebilir. bu nedenle sonuçsuz kalmış pek çok eski sondaj mahalline rastlamak çok doğaldır.

ikincisi bir kuyuda petrole rastlanması o kuyunun bulunduğu bölgenin üretime açılacağı anlamına gelmez. arama sondajı yapılan bir kuyuda uzmanlar 7/24 sondajdan elde edilen malzeme ve ölçüm sonuçlarını incelerler. petrol izine rastlanmışsa uzmanlar alınan örnekleri analiz ederler. bu çalışmaların sonunda kalite saptanır. bir başka altın kural olarak söyleyeyim alınan petrol örneği ne kadar akışkan ise ve ne kadar az kükürt ihtiva ediyorsa kalitesi o kadar artar.  yani piyasada daha yüksek fiyat bulur. uluslararası petrol jargonunda bu durum “light” ve “sweet” olarak ifade edilir. düşük viskozite “light”, az kükürt “sweet” tanımlarını getirir. örnekler bu özelliklerden uzaklaştıkça “heavy” ve “sour” ünvanları kazanır.

iş bu kadarlada kalmaz tabii. petrol örneğinde çok farklı başka katışık maddelerde  bulunabilir. mesela bazı durumlarda karbon dioksit çıkabilir. kükürt gibi bu maddelerde petrol ürünleri tüketiciye sunulmadan önce ayıklanmalıdır. bu iş için rafinerilerde enerji harcanır ve maliyet etkilenir. yüksek viskozite açıkça görüldüğü şekilde ham petrolün  nakledilmesinde  zorluk çıkarır ve bu şekilde maliyetleri yükseltir. bir bölgede üretime geçilme kararının verilmesinde etkili bir başka faktör petrolün ne kadar derinde bulunduğudur. zira üretim kararı verildiğinde açılacak üretim kuyularının maliyeti derinliğe bağlı olacaktır. ve belkide en önemli faktör rezerv büyüklüğüdür. orada bütün yatırım maliyetlerini karşılayacak kadar çok petrol olmalıdır. rezerv miktarının tayininde bölgede başka arama kuyularınında açılması gerekebilir. bunlarda extra maliyet getirecektir. bu saydıklarım petrol izine rastlanmış bir arama bölgesinde üretime geçmek için ele alınan kriterlerin belli başlılarıdır. bu değerlendirmelerin sonunda ruhsat sahibi firma kuyuyu kapatma kararı alabilir.hiç şüphesiz firma arama neticeleri ile ilgili her türlü bilgiyi devletin yetkili makamlarına teslim eder ve onlar orada arşivlenir. daha ilerki yıllarda değişen ekonomik ve teknolojik şartlar bu bölgede üretim yatırımını cazip hale getirebilir.

ancak bir varil petrol üretmek için bir varil veya daha fazla petrol tüketilmez.

pekala şimdide duruma ters açıdan bakalım. diyelimki bir firma çok değerli bir petrol havzası keşfetti ama şu veya bu nedenle bunu gizli tuttu ve üretime geçirmedi. bu firma lanetlenmelimidir. bana sorarsanız maksadı ne olursa olsun kutlanmalıdır. ülkemizi kimseye peşkeş çekmeyeceğimize göre bu yeraltı zenginliğimizi bizden kimse alamaz. tüm fosil enerji kaynakları dünyamızın yüz milyonlarca yıl boyunca güneş enerjisini yoğunlaştırıp biriktirmesiyle oluşmuştur. bu kaynaklar sadece bize ait değildir. bizden sonra bu topraklarda yaşayacak nesillerede aittir. enerji kaynaklarının bugün sorumsuzca har vurup harman savrulmasındansa yarın daha akıllıca kullanmak üzere saklanması çok daha hayırlı olacaktır. insanlık için.

unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var. günümüzün 6,5 milyarlık insan nüfusu dünyanın taşıma kapasitesinin kat kat üstüne çıkmıştır. bu yapay durumu ucuz ve bol fosil yakıt tüketerek sürdürebiliyoruz. yakın bir gelecekte bu kaynakların tükenmeye yüz tutmasıyla neler yaşanacağını öngörmek için kahin olmak gerekmez.

sözlerimin sonuna geldiğimde iki ana noktayı bir kere daha vurgulamak istiyorum.

1-kaynak tüketimi konusunda ülkemizde bir zihniyet devrimi yapılmalıdır.

2- Dışişleri/Hariciye cin gibi bir bağımsız dış istihbarat örgütüne kavuşturulmalıdır.

Hariciyenin kendi yapısıda sülalelerin boyunduruğundan arındırılmalı ama bu yapılırken ağırlık taşıyan kadrolar köylülerle doldurulmamalıdır.(bu son ifadem için kimse kusura bakmasın biraz düşünülünce ne kastettiğim anlaşılacaktır)

yukarda serdettiğim fikirlerimin ülkemizin yararına sonuçlar doğuracağına samimi olarak inanıyorum.

Yayınlandı: on Mart 4, 2007 at 2:48 pm Yorum Yapın

nükleer geri geliyor: ÇİN

ap1000inanılmaz üretim patlaması Çin in enerji ihtiyacını çığ gibi arttırıyor. fosil enerji kaynaklarına erişimini garantılamak için müthiş bir global diplomasi çabasına giren Çin bir taraftanda nükleer enerji üretimini gözardı edemezdi. zira Çin daha temiz enerji kaynaklarına yönelmesi konusunda ağır bir baskı altında bulunuyor.

Çin 2020 yılında nükleer enerji üretimini toplam enerji içindeki payını %4 e çıkarmak istiyor. bu oran bu gün %2.3. demek oluyorki Çin her yıl iki nükleer reaktör eklemek zorunda.

nitekim tarihin en büyük nükleer enerji ihalesini açtılar. geçenlerde sonuçlanan ihaleyi Amerikan Westinghouse firması kazandı. ihale bedeli 5.3 milyar abd doları. Westinghouse bunun karşılığında Zhejiang ve Guangdong eyaletlerinde ikişer reaktör inşa edecek.

ihaleyi kazanan Amerikan firması dedim biraz önce ama bu ne kadar doğru tartışma götürür. çünkü bu yıl ekim ayında Westinghouse firması büyük ölçüde Japon Toshiba tarafından satın alınmıştı. bu konu serin seyreden Japon-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek bakalım göreceğiz.

chinese worker

Westinghouse inşaasına imza attığı 4 yeni nesil reaktörü ilk defa Çin de kuracak. bunların modeli AP1000 ve herbiri 1,100 megawatt gücünde. inşaatlar 2007 nin başında başlayacak ve reaktörler 2013 de devreye girecek.

diğer taraftan Westinghouse firmasının maliyetlerinin rakiplerine göre daha ucuz olduğu belirtiliyor. AP1000 teknolojisi kullanıldığında kilowatt başına 1,000, 1,200 dolar arası bir maliyet oluşuyor.

bu ihalede Westinghouse ile yarışan Fransız Areva Fransa cumhurbaşkanı Chirac tarafından son Çin gezisinde desteklenmişti. yaptıkları açıklamada Fransızlar bunu bir tarafa yazdıklarını kaydettiler. Areva 1989 yılından beri Çin de 4 reaktör kuırmuştu.

 

Yayınlandı: on Aralık 18, 2006 at 12:58 pm Yorum Yapın

BMW Hydrogen 7 sarı kart gördü

bmw

BMW ilk hidrojen yakıtı kullanan otomobilini çıkarıyor. Hydrogen 7 modeli otomobil hem sıvı hidrojen hemde normal benzin yakabiliyor. BMW özel bir motor tasarımı yapma yerine 12-silindirli normal içten-yanmalı bir motoru adapte etmiş. model 760 temel alınmış.

fakat öyle görülüyorki pek çok açıdan  Hydrogen 7 oto kritiklerinin çok ciddi tenkitlerine maruz kalmış durumda.

mesela aşırı yakıt tüketimi, bir depo yakıtla gidilen mesafenin kısa olması, sıvı hidrojenin yakıt deposunda -253 derecede saklanması zorluğundan kaynaklanan problemler, vs konularında.

ayrıca hidrojen yakıtının şu anda fosil yakıtlardan üretiliyor olmasıda otomobilin çevrecilik iddiasını değersizleştiriyor.

bmw motorBMW önümüzdeki yıl bunlardan 100 adet üretip kamuoyunun yakından tanıdığı şahsiyetlere 6 aylığına ödünç verecekmiş. bu şekilde bir tanıtım düşünmüşler.

2008 yılında ise bir başka oto üreticisi piyasaya çıkmaya hazırlanıyor. Honda, FCX modelinde tamamen farklı bir teknolojiyi uyguluyor. FCX  hidrojeni bir içten-yanmalı motorda yakma yerine fuelcell/yakıt hücresi nde direkt elektrik enerjisine çeviriyor. çekiş ise elektrik motoru ile sağlanıyor. aşağıda kısaca bu iki araç arasındaki farkları görebilirsiniz.

Model BMW Hydrogen 7

Top speed 143mph

Range 125 miles (+310 petrol)

Max power 260bhp

Gas storage 7.8kg at -253C

Model Honda FCX

Top speed 100mph

Range 355 miles

Max power 95bhp

Gas storage 171 litres @ 350bar

bu kısa tanıtımı der spiegelindependent ve the times kaynaklarından yararlanarak yazdım. meraklılarına bu ingilizce makaleleri tavsiye ederim.

 

Yayınlandı: on Kasım 20, 2006 at 1:48 pm Yorum Yapın

uranyum da neler oluyor

cigarhem çevremizde nükleer alanda son derece önemli gelişmeler yaşanırken hemde hükümet artık bu sefer atom enerjisiyle elektrik üretecek bir santral kurmakta kararlı olduğunu deklare etmişken kamuoyu sanki bütün bunlar hiç önemli değilmiş gibi davranıyor.

zaman zaman kötü niyetli demeye dilimin varmadığı ama rahatça çok dikkatsizce yazıldığını gördüğüm polemiğe açık bazı köşe yazıları haricinde dünyada olup bitenlerle kimsenin ilgilendiği yok. tabii biraz abarttım muhakkak orada burada konuya ilgi duyan takip eden arkadaşlar vardır. benim kastettiğim mevzunun ehemmiyetine uygun ölçüde bir ilgi.

şimdi sizlere bir nükleer santralın ana yakıtı olan uranyum un pazar gelişmelerinden söz etmek istiyorum. öncelikle çarpıcı bir gerçeği görmemiz lazım. uranyum fiyatları 2005 başında 20 usd civarındayken bugün 62 usd. yani fiyatlar üçe katlandı. bir yanda fosil yakıtların fiyatları uçarken uranyum fiyatlarının yerinde sayması beklenemezdi. burada uranyum olarak adlandırdığımız malzeme yellow cake/sarı pasta (u3o8) dir. verilen fiyat ise bir pound (454 g) fiyatıdır. bu kadarlada kalmıyor yakıt elde etme sürecinin tüm safhalarındada (uranyum oksidin uranyum heksaflüorür e çevrilmesi, gaz santrifüj zenginleştirme gibi) fiyatlar benzer şekillerde artmıştır.

graph                           uranyumun yıllardır süregelen fiyat artışlarından beğımsız olarak son haftalarda fiyat yükselişlerine ek bir katkı daha geldi. kanada da geliştirilerek üretime alınmaya çalışılan Cigar Lake uranyum madeni su baskınına uğradı. 12 milyar dolarlık uranyum rezervi olduğu tahmin edilen adı geçen maden rezerv itibariyle dünyanın en büyük madenlerinden biri. 2010 yılında dünya tüketiminin %10 una cevap vermesi bekleniyordu.

haberlere göre saatte 1,500 m3 su madene giriyor. maden yönetimi giren suyu boşaltamıyor. zira bunun için kontamine olmuş suyu dışarı almadan önce arıtmaları gerekiyor. bu işi için ayrıca resmi makamlardan izinde almaları gerekiyor. şu anda sadece 500 m3/saat kadar izinleri varmış. kimse kesin bir şey söyleyememekle beraber üretimin en azından bir kaç yıl gecikeceği düşünülüyor. piyasa uzmanları hesaplarını madenin 2008 yılında 7 milyon pound. 2009 da 11 milyon pound ve 2010 yılındada 18 milyon pound (u3o8) üreteceği tahminine göre yapmışlardı. bazı uzmanlar avustralyadadaki olympic dam madeninin kapasite arttırımı ve bazı kazakistan madenlerinin devreye girmesiyle fiyatların normal seviyelere gelebileceğini düşünüyorlar.

diğer taraftan atmosferdeki (co2) gazının kontrol altında tutulması bir yana ortadoğu petrollerine olan bağımlılığını azaltma planları yapan abd başta olmak üzere pek çok ülke nükleer enerji yatırmlarını düşünmeye başladı. bu durum ise zaten sınırlı olan uranyum üretimi konusunda karamsarlık yaratıyor. hatta söylenenlere göre yeni bir nükleer reaktör yapacaklar finans kurumlarına kredi için başvurduklarında bu kurumlar yatırımcının bir kaç yıllık yakıt ihtiyacını garantilemiş olmasını şart koşuyorlar. yani finans sektörünün bile yakıt temininde darboğaz beklediğini buradan çıkarabiliriz. 

bir başka çok ciddi gelişme rusya nın dünyanın enerji kaynaklarını kontrol altına alma yolunda attığı adımlar. gaz ve petroldeki girişimleri medyada daha çok dile getirildiğinden kamuoyunun bilgisi dahilinde. ancak son zamanlarda uranyum konusundada benzer girişimler başlattılar. mesela çok önemli rezervlere sahip olan kazakistanın üretimini bağladılar. yani kazakistanın uranyum ihracatı rusyanın denetimine girdi. sektör uzmanları rusyanın bu avantajlı könumunu girdiği reaktör inşaat ihalelerinde koz olarak kullanabileceğini düşünüyorlar.

herhalde bütün bu konular ilgili kurumlarımız tarafından yakından takip ediliyor ve gerekli tedbirler şimdiden alınıyordur.

grafik ux consulting

Yayınlandı: on Kasım 18, 2006 at 6:17 pm Yorum Yapın

transtrakya boruhattı soruları

pipeline

rusya nın ria novosti ajansından geçilen bir haber beni çok şaşırttı. haberde yunan dışişleri bakan yardımcısının ajansa yaptığı bir açıklama naklediliyordu. bakan yardımcısı rusya, bulgaristan ve yunanistanın ortaklaşa inşa edecekleri ve karadenizde bulgaristanın burgaz limanı ile egede yunanistanın aleksandrupoli limanlarını birleştirecek petrol boruhattı üzerinde yapılan görüşmelerle ilgili bilgi vermişti.

bakan yardımscısı stylianidis şöyle konuşmuş.

çalışmalar yürüyor. inanıyorumki pratik bir sonuca ulaşmaya hiç olmadığımız kadar yakınız. hala çalışıyoruz ve yıl sonuna kadar ülkelerimiz kamuoylarına çalışmalarımızın ne yönde geliştiğini göstermeyi umuyoruz.”

beni şaşırtanda işte bu beyanat oldu. zira ben bu işin çoktan halledilmiş ve hatta boruhattı inşaatına başlanmış olduğunu tahmin ediyordum. bir diplomat olmamama rağmen yunan bürokratın bu sözlerinden ciddi pürüzlerin varlığı sonucunu çıkarıyorum. nitekim rus enerji bakanı viktor hristenko nun geçenlerde yaptığı temaslar sonucunda kasım ayı ortalarında üçlü bir komisyon teşkil edilmesine karar verilmiş.  

bu gelişmeler birdenbire bana 15 yıl kadar öncesini hatırlattı. aslında bu proje 90 ların ilk yıllarında gündeme gelmiş fakat taraflar yatırımın finansmanı ve diğer bazı pürüzler nedeniyle anlaşamamışlardı. proje tam anlamıyla rafa kalkmamış olacakki 2005 in nisan ayında sofyada üç ülkenin bakanları arasında bir işbirliği memorandumu imzalanmıştı. hatta başbakan karamanlis bunu tarihi bir anlaşma olarak nitelemişti. fakat görüldüğü gibi geçen bir buçuk yılı aşkın sürede nihai anlaşmayı imzalayamamışlar. daha sonra stratforun konuyla ilgili bir analizini okuyunca mesele biraz aydınlanır gibi oldu.

stratfora göre projenin sonuçlanması mümkün değil. çünkü bu ekimde yapılan pazarlıklarda rusyaya verilen 51% pay 3 rus kurumu tarafından paylaşılıyor. boruhattı şirketi transneft, petrol şirketi rosneft ve hepimizini iyi tanıdığı gaz şirketi gasprom.  bu şirketlerden hiçbirinin rusya dışında başarılı bir proje yapmışlığı yok. ayrıca bu şirketlerin ortak projelerde ödemeleri hep diğer şirketlerin yapmasını beklemek gibi bir huyları var. bunlara ek olarak firmaların lider kadrolarıda birbirleriyle iyi geçinemiyorlar. hatta stratfor a göre rosneft ve gasprom yönetimleri birbirinden nefret ediyorlar. bu durum ise projenin yürümeyeceğinin işareti olarak görülüyor.

projenin rakamsal büyüklükleri ile ilgili olarak bir iki kısa malumat vereyim.

boruhattının uzunluğu 285 km olacak. 700,000 varil/gün kapasiteli hattan ilk yıl 15 milyon ton hampetrol akacak. 3 yıl içinde bu rakam 35 milyon tona çıkacak. gelecek yıllarda ise 50 milyon tona çıkabileceği bildiriliyor. hattın maliyetinin 1 milyar dolar kadar olabileceği tahmin ediliyor. hattın 2009 yılında devreye girmesi öngörülüyor.

proje koordinatörlüğünü tbk-bp adlı rusya-britanya firması üstlenmiş. adı geçen rus şirketlerinden başka yunan hellenic petroleum bulgar technoexportstroy amerikan cambridge energy research associates gibi firmalar hisse sahibi.

transtrakya hattının bölgenin uluslararası siyasetteki yeri açısındanda büyük önemi var. rusyanın üilemizden akdenize açılan bakü-tiflis-ceyhan hattının yapılmasından zerrece hoşlanmadığını bilmeyen kalmamıştır herhalde. btc hattının yapımını azerbaycan petrollerinin rusyanın müdahalesine imkan tanımadan tüketici ülkelere taşınmasını isteyen amerikanın ısrarlı çabaları sağladı. transtrakya hattı yapılabilirse bu hatta rakip olacaktır. ayrıca çok önemli bir kısmı boğazlardan tankerlerle taşınan rus petrolü için bir alternatif teşkil edecektir. eğer boğazlarda bir problem çıkarsa rusya ihracaatını bu yoldan sürdürebilecektir.

bir diğer faktör rus ihracaat tankerlerinin boğazlarda kaybettiği zamandır. iddiaya göre boğaz trafiğinin el vermemesi nedeniyle oluşan gecikmelerden ötürü yılda 1 milyar dolar kayıp ortaya çıkmaktadır. bu çok önemli bir miktar tasarruf edilmiş olacaktır.

bu hususta net bir bilgim olmamasına rağmen boğazlar tanker trafiğinin hızlı işlemeyişinin altında türkiyenin buna pekde hevesli olmaması yatıyor gibi geliyor. türkiye bu şekilde kazak ve rus petrollerininde btc üzerinden akıtılmasını teşvik etmek istemiş olabilir. eğer varsa bile bu taktik pek sonuç vermişe benzemiyor. hatta ters tepebilir. transtrakya hattı yapılabilirse türkiye rusyanın petrol ihracaatı, dolayısıyla en önemli gelir kaynağı üzerindeki sınırlıda olsa kontrolünü kaybedebilecektir. bu bence rusyaya karşı önemli bir kozun elden çıkması anlamına gelir.

bu arada btc nin geleceğini etkileyebilecek bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. bu tehlike son zamanlarda rusyanın gürcistan üzerinde uyguladığı baskı taktikleridir. bir süre önce rusya bir mazeret göstererek neredeyse gürcistana savaş açacak duruma geldi. ek olarak oradaki batı taraftarı yönetimi değiştirmek istediğide biliniyor. eğer rusya bu politikalarında başarılı olur ve orada rus kuklası bir yönetimi iktidara getirebilirse veya işgal ederse btc nin uzun süre yaşamını sürdürebileceği şüphelidir.

başkan putinin son manevraları acaba bunun bir provası olabilirmi.

Yayınlandı: on Ekim 30, 2006 at 7:57 am Yorum Yapın

skysails

sail günümüzde alternatif enerji bahsi açıldığında ilk akla gelen rüzgar enerjisi oluyor. özellikle bazı batı avrupa ülkelerinde gitgide devasa hale gelen pervaneler ufukta sıra sıra dizilmiş dönüp duruyorlar. bunlar elektrik üretiyorlar bize. ama rüzgar enerjisinden daha başka şekillerdede yararlanmak mümkün. insanlık binlerce yıldan beri rüzgarı deniz taşıtlarını hareket ettirmekte kullandı. halada kullanıyor. hatta motorlu tekneleri yelken sistemleriyle donatarak yakıt tasarrufu sağlanması denendi.

sailbu yönde “skysails” adlı alman firması innovatif bir sistem sunuyor gemilere. rüzgar enerjisinden yararlanmak için yelken yerine dev bir uçurtma kullanıyorlar. bu uçurtma en ileri teknolojilerle en yeni materyellerden imal ediliyor. “skysails” teknolojisi firmanın websitesinde açıklanıyor.

firma kargo gemilerinde bir yıl boyunca %10-35 gibi bir yakıt maliyet tasarrufu sağladığını iddia ediyor. bugünkü yakıt fiyatları gözönüne alındığında bunun son derece ciddi bir rakam oluşturacağı inkar edilemez.

Yayınlandı: on Eylül 12, 2006 at 12:01 am Yorum Yapın

jack #2

chevron 200 milyar dolarlık cirosuyla “chevron” dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biridir. tabiatıyla buda onları dünyanın en büyük şirketlerinden biri yapar.

işte bu “chevron” 5 eylülde bir basın açıklaması yaptı ve “gom/gulf of mexico/meksika körfezi” nde sürdürmekte olduğu petrol arama faaliyetlerinde ulaştığı önemli bir başarının haberini verdi. bu projeye “jack” adı veriliyor. bu son haber “jack #2” kuyusu ile ilgili. bu kuyu bir test kuyusu. ama onun bir test kuyusu olması delinmesi sırasında pek çok dünya rekorunun kırılmasını engellemedi. “jack #2″  “new orleans” in 435 km güney batısında ve kıyıdan 282 km açıkta yer alıyor. delme işlemi tamamlandığında tam tamına deniz seviyesinden 28,175 feet derinliğe inilmişti. bu mesafe yaklaşık 8.6 km yapar. bunun 7,000 feet (2,1 km) bölümü su derinliği, geri kalanı deniz tabanından aşağı katedilen mesafe. 6.5 km gibi birşey. bu bölgede bu derinlikte “lower tertiary/alt tersiyer” jeolojik zamana ait katmanlar bulunuyor. jeolojik yaş olarak 25-65 milyon yıl öncesine denk geliyor. işte bu kuyuda yapılan testlerde günde 6,000 varillik petrol elde edildi.

tertiary 

yukarıda sahanın jeolojik kesitini görüyorsunuz

bu sayılar korkunç. niyemi korkunç. ben 70li yıllarda offshore petrol araştırmalarında görev yaparken birkaç yüz metre deniz derinliğinde sondaj neredeyse “off-limit” idi. teknolojide bugün geldiğimiz noktalar gerçekten inanılmaz.

aslında meksika körfezinin jeolojik yapısı oldukça iyi biliniyor ve yıllardır bu bölgede denizde petrol üretimi yapılıyor. yeni olan yukarda adı geçen katmanda petrol bulunması. bu bilgiden meksika körfezinde çalışan diğer petrol şirketleride yararlanacak. onlarda kendi sahalarında aynı jeolojik yapıya artık daha güvenle sondaj yapabilecekler. çünkü böyle özel şartlarda yapılan sondajlar çok pahalıya maloluyor. “jack$2″ sondajına 100 milyon dolar harcandığı tahmin ediliyor.

bu sahadaki petrol rezervinin 3-15 milyar varil olduğu tahmin ediliyor. görüldüğü gibi rakam çok geniş bir aralıkta. fakat sahada başka sondajlar yapıldıkça daha kesin bir rakam telaffuz etmek mümkün olabilecek. daha henüz elde edilen petrolün fiziksel nitelikleri konusunda tam bir açıklık yok. dolayısıyla sektör içinde değişik söylentiler dolaşıyor. bunlardan biri bu sahadan petrol değil gaz elde edilebileceği şeklinde. bunun sebebi yüzeyden derinlere indikçe artan sıcaklık ve basıncın petrol moleküllerini parçalaması ve doğal gaza dönüştürmesi. 5 km den daha derin bölgelerden sadece gaz elde edilebileceğine dair bir inanış var. ancak katmanların jeolojik açıdan genç sayılabilecek olması buralarda henüz sıcaklıkları 100 derece santigratın altında tutmuş olabilir deniyor.

şimdi amerikanın yılda 6 milyar varile yakın ham petrol tükettiğini düşünürsek bu kadar emek ve masraf sonunda bulunan bu sahadan üretilecek petrolün amarikaya bir yıl bile yetmeyebileceği oldukça ümit kırıcı. ama yinede uzun yıllardan beri amerikada bulunan en büyük saha.

aslında son senelerde tüm dünyadada artık büyük rezervli sahalar bulunamıyor. bilinen petrol rezervleri sürekli eriyor. işte bu durum “peak-oil” savunucularının önemli bir argümanını teşkil ediyor. 

diğer yandan sanılmasınki saha hemen üretime başlayacaktır. yapılacak testlerin ötesinde sahanın geliştirilmesi faaliyetleri çerçevesinde pek çok üretim kuyusu açılması gerekecektir. anlaşıldığına göre su derinliğinin çok olması körfezde tesis edilmiş olan boru hatlarından yararlanmayı engelleyecek. bu durumda sahada gemilere direk dolum yapmak gerekecek. bütün bunlar uzun yıllar sürecektir. sahada ticari olarak üretimin başlaması 4 yıl tam kapasite üretime geçilmesi ise 7 yıl alabilecektir.

enerji ekonomisi konusuna ilgi duyanlar için biraz daha detay verelim. “chevron” burada tek malsahibi değil. onun bu konsorsiyumdaki hissesi 50%, amerikan “devon energy” 25% ve norveç “statoil” 25% hisseye sahipler.

son olarak meksika körfezinin kasırga bölgesi olduğunu ve üretim tesislerinin sigortalanmasınında çok masraflı olacağını söyleyebilirim.

 

Yayınlandı: on Eylül 11, 2006 at 12:14 pm Yorum Yapın

mayıs ayı amerikan petrol istatistikleri

petrol  mayıs 2006 günlük ortalama olarak amerikan ham petrol ve petrol ürünleri arz ve tüketim durumu  burada görülebilir.

bilgiler “amerikan enerji enformasyon yönetimi” (eia) tarafından hazırlanmıştır.

Yayınlandı: on Temmuz 29, 2006 at 11:46 am Yorum Yapın