Dünya Medeniyeti mi yoksa Medeniyetler Çatışması mı, Daniel Pipes ve Ken Livingstone tartışacaklar
ABD de Neo-Con (Yeni Muhafazakar) grubunun yönetimde güçlü bir konum elde etmesi ve müteakiben 9/11 olayı ve buna bağlı olarak Afgan ve Irak savaşları, 1996 yılında Samuel Huntington tarafından yazılmış olan The Clash of Civilizations (Medeniyetler Çatışması) kitabında ifade edilen görüşleri dünya gündeminin baş köşesine oturttu.
genelde Türkiye, dışındaki dünyada olup bitenlerden geç haberdar olan bir ülkedir. ama Türkiye bile bu Medeniyetler Çatışması konusuna uzak kalamadı. uzak kalamadı ne demek hatta bodoslamadan daldı dersek yeridir.
benim bu durum hakkında naçizane bir değerlendirmem var. kanımca tamda dünyada bu tartışmaların en sıcak olduğu dönemde Türkiyede iktidara gelen yönetim bu durumu devletin uzun vadeli stratejik politikalarını (bir zamanlar değişmesi hayal bile edilemeyen) kendi ideolojik amaçlarına göre yeniden şekillendirmek için bir fırsat telakki etti. bence bu ideolojik amaç Türkiyenin İslam ülkeleri arasında konumlandırılmasıydı.
şimdi sizi yormayayım sadece birkaç yıl öncesine geri gidelim ve hatırlayalım. ABD dışişleri bakanı Powell bir açıklamasında Türkiye hakkında islam ülkesi deyimini kullanmıştı. hemen akabinde Türkiyeden öyle bir itiraz ve reaksiyon gelmişdi ki sözünü geri almak düzeltme yapmak durumunda kalmıştı. bugün ise batıda ülkemizin bir islam ülkesi olduğu hemen her gün telaffuz ediliyor. peki Türkiyeden herhangi bir protesto bırakalım sesini fısıltısı bile çıkıyormu ? hayır.
bugün Türkiye ve İspanya başbakanlarının başı çekmesiyle bir Medeniyetlar İttifakı projesi başlatılıyor. doğrusu bu çabanın benim takip ettiğim kadarıyla dünyada herhangi bir ilgi uyandırdığını söylemek mümkün değil. işe bakınız İspanya başbakanı Batı medeniyetini temsil ediyor bizim başbakanımızda geri kalanların medeniyetini. acaba geri kalanlar Türkiye başbakanını kendilerine temsilci seçtilermi dersiniz ? bu sorunun cevabı açık. ama adını andığım girişim aslında açıkça söylenmesede sadece Batı ve İslam dünyalarını ilgilendiriyor. bence hiçbir şey çıkmayacağı baştan belli olan bu projenin tek bir sonucu var. Türkiyenin Bati Medeniyetinin bir parçası olmadığının hatta onunla gerekirse çatışmaya bile girebileceğinin uluslararası düzeyde kayıt altına alınmasıdır. bu durumun Türkiye Cumhuriyetini kuran atalarımızın idealleriyle ne kadar bağdaştığının kararını vermeyi okuyuculara bırakıyorum.
şimdi bana “peki ama Türkiyenin AB yolundaki çabaları nasıl yorumlanmalı” derseniz bununda cevabı gayet açık. Türkiye zaten AB ye bir İslam ülkesi olarak girmeye çalışıyor. AB nin bizi almamak istemesinin asıl sebebide bu. hatta bir adım daha ileri gideyim bugünkü Türkiye, Avrupa medeniyetinin bir parçası olmayı amaçlamıyor. bence asıl amaç İslamın, resmen Avrupanın ayrılmaz bir parçası haline getirilmesidir
tarih boyunca Siyasal İslam iki defa Avrupayı fethetmeye kalkıştı. bu iki deneme silah kullanarak sıcak savaş yoluyla yapılmıştı. ilkinde İspanyadan ikincisinde Viyanadan geri döndü. bence günümüzde üçüncü deneme yapılıyor. bu sefer silahla fetih metodu denenemez. bu sefer daha yavaş ama daha güvenli “nüfus” silahı kullanılacak. tabii takiyye desteğinde. bakalım yorgun ve yaşlı Avrupa bu atağa karşı koyabilecekmi.
biliyorsunuzdur demografi konuları açıldığında sözedilen bir kaide (rule of thumb) vardır. denir ki bir toplulukta nüfusun sabit kalması için her kadının 2.1 çocuk doğurması gerekir. bu miktarın çok düşük seviyelere indiği ülkelerde nüfus azalması derhal göze çarpar. işte bu ülkelerden Almanya bu günlerde daha fazla çocuk sahibi olmayı özendirici çok önemli mali kararlar alıyor. hatta bunları rüşvet olarak adlandırmak yanlış olmaz. ama böyle lokal tedbirler ne kadar başarılı olur bilemiyorum
aslında laf açıldığı için bunları söyledim. söylediklerimin önemli bölümü yaşadığımız olaylardan edindiğim kanaatlerdir. bir kısmıda kabul etmeliyimki spekülatiftir. okuyucular bunu bu şekilde değerlendirsin. yanlış sonuçlara varmasın. yorumlarınızı beklerim..
bu açılıştan sonra gelelim esas konumuza. Londra Belediye başkanı Ken Livingstone bilirsiniz enteresan bir insandır. bugün hala eski fikirlerini muhafaza ediyormu bilemem ama kızıl ken namıyla maruf bir komünistti. fakat bildiğim birşey var. en radikal islami görüşleri savunan adeta onların teorisyenlerinden biri kabul edilen Yusuf el-Karadavi adlı zatı Londraya özel olarak davet etmesiyle epey reaksiyon almıştı.
kendisi şu çokça konuşulan çok-kültürlülük (multi-culturalism) akımının savunucularından ama bu açılımların ne kadar değer taşıdığı 7 temmuz 2005 metro saldırılarıyla görülmüş oldu.
Livingstone 20 ocak tarihinde Londrada bir konferans gerçekleştiriyor. konferansın adı şöyle, A World Civilization or a Clash of Civilizations.
bu konferansın çekirdeğini bir dizi tartışma paneli oluşturacak gibi görünüyor. bunlardan birine Daniel Pipes da davetli. 20 ocakta saat 10-12 arası Livingstone ile tartışacaklar.
dış dünya ile pek ilgilenmeyen necip milletimiz Daniel Pipes adını nekadar iyi tanır bilemem. bari bir iki ipucu vereyim. gerisini zaten internetten öğrenebilirsiniz.
Daniel Pipes Amerikalı bir Yahudidir ve Neo-con hareketinin teorisyen ve aktivistlerinden biridir. Harvard Üniversitesinde İslam ve Ortadoğu üzerinde tarih doktorası yapmıştır. İslamcı (islamist) olarak addettiği akademisyenlerin Amerikan Üniversitelerindeki faaliyetlerini yakından takip etmek ver bu konuda resmi makamları uyarmak amacı güden bir örgütün kurucusudur.
Pipes Moderate Islam yani Ilımlı İslam tanımının isim babasıdır ve Türkiyeye de giydirilmeye çalışılan bu gömleğin tasarımcılarından biri olarak ülkemizi iyi tanır. benim bu konuyu açmamdaki ana sebep budur. tartışmada direk olarak Türkiyenin konu edilip edilmeyeceğini bilmesemde bizide yakından ilgilendiren noktaların olacağına bahse girerim. tartışmanın (debate) çök öğretici olacağını sanıyorum. henüz webcast yapılacakmı bilmiyorum ama konferans tartışmalarına giriş bedava imiş. tabii Londraya gidiş cepten olacak, ama durun bir dakika Kızıl Ken e bir mail atıp orada bulunmayı çok istiyorum ama durumlar nanay filan dense acaba bir çılgınlık yaparmı. walla yaparmı yapar.
ilgilenenler yer ayırtmak için burayı klikleyebilir.
israilin yeni atanan savunma bakan yardımcısı ephraim sneh irana karşı uygulanacak yaptırımların işe yarayacağını düşünmediğini ve israilin herşeyi göze alarak iranın nükleer silah sahibi olmasını engellemesi gerektiğini açıkladı.
“bir misalle bunun nekadar önemli olduğunu göstermek istiyorum. “almanya” da anayasa devlet ve kiliseyi birbirinden ayırmıştır ama okul sisteminde din derslerine zaman tahsis edilmiştir. fakat devlet öğretmen ve ders kitabı temin edemez anayasaya göre. bu yüzden tamamen isteğe bağlı olarak değişik kiliseler ve dini cemaatler isterlerse çocuklarına din dersleri verebiliyorlar.
malumunuz “bernard lewis” ortadoğu tarihi konusunda en önde gelen uzmanlardan biri belkide birincisidir. kendisi bunun yanında amerikan yönetiminde çok etkin konumda olan “neo-con” “yeni-muhafazakarlık” cereyanının teorisyenleri arasındadır. bu özelliğinin onu tarihi gerçekleri saptırmaya götürmeyeceğini sanıyorum ancak yinede “tarih” konularının yoruma açık oluşundan ötürü onun yazılarını okurken dikkatli olmanın bir zararı yoktur.